Menu
E-mail E-mail
.

Kilise Babaları


İKİNCİ VATİKAN KONSİLİ

(1962 - 1965)

Episkoposların katılışı yönünden en geniş olan bu konsil, 11 Ekim 1962 tarihinde açıldı. 1. kararname devresi 8 Aralık 1962’de tamamlandı. Sonraki devreler, 29 Eylül’den 4 Aralık 1963’e kadar ve 14 Eylül - 8 Aralık arası sürdü. Konsil, çok sayıda belgelerle doktrin ve ahlak konularını da tartıştı. Kilise’nin bugünkü dünyadaki görevlerinden söz etti. Konsil 4 belge, 9 kararname ve 3 açıklama ilan etti.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Kilise Hakkında Dogmatik Yasa, 2.16)

Olağan 2. Çarşamba

Halkımın Kurtarıcısı olacağım.

Ebedi Peder, hikmetinin ve iyiliğinin eseri olan tamamen özgür, gizemli tasarısıyla tüm dünyayı yarattı ve insanları ilahi yaşamına katılma mertebesine yükseltmeye karar verdi. Adem’in şahsında düşmelerinden sonra onları terk etmedi; "gözle görülemeyen Allah’ın sureti, bütün yaratılmışlardan önce ilk doğmuş olan" (Kol. 1, 15) kurtarıcı Mesih’in gelmesine kadar onlara selametleri için gerekli yardımları sağlamaktan geri kalmadı. Bütün seçtiklerini, Peder, bütün asırlar öncesinden, "onları önceden tanıdı, onların Oğlunun sureti olmaları için ayırdı, bu Oğul’u bir kardeşler kalabalığının abisi yapmak için" (Rom. 8,29). Ve Mesih’e bütün inananları Kutsal Kiliseyi oluşturmak için bunları bir araya gelmeye çağırma kararını verdi. Dünyanın başlangıcından beri önbelirtilerle haberi verilmiş olan Kilise, İsrail halkının tarihinde ve Eski Ahit’te mucizevi bir şekilde hazırlanmıştı ve son zamanlarda Kutsal Ruh’un bolca indirilişi ile kuruldu ve asırların sonunda, görkem içinde tamamlanacaktır. O vakit, Ataların öğretmiş oldukları gibi Adem’den beri bütün doğru kimseler, "doğrucu Habil’ den sonuncu seçilmişe kadar" evrensel Kilise’de Peder’in yanına toplanacaklardır. Henüz İncil’i kabul etmemiş olan insanlar çeşidi ilişkilerle Allah’ın halkına bağlanmış bulunmaktadırlar. İlk olarak, kendisine ahitler ve vaatler verilmiş olan ve Mesih’in bedence kendisinden doğmuş bulunduğu halk gelmektedir (Bak. Rom. 4, 4-5); bu halk, seçilmiş olmasının da gösterdiği gibi, ataları nedeniyle çok sevilmiştir, çünkü Allah’ın bağışları ve çağrısı geri alınamaz (Bak. Rom. 11,28-29). Fakat kurtuluş tasarısı Yaratanı tanıyan insanları da içine almaktadır; ilk olarak, İbrahim’in yasasını kabul edip bizimle birlikte tek, bağışlayıcı, sonuncu günde beşeriyeti yargılayacak olan Allah’a ibadet eden Müslümanları. Bilinmeyen Allah’ı gölgeler ve resimler içinde arayan öteki kimselere gelince, Allah onlardan da uzakta değildir; çünkü herkese hayat, soluk ve bütün her şeyi veren O’dur (bk. Hav. İş. 17, 25-28), çünkü Kurtarıcı olarak bütün insanların kurtulmasını istemektedir (bk. I. Tim. 2,4). Gerçekten hiç bir kusurları olmaksızın Mesih’in İncil’ini ve onun Kilise’sini tanımamış olan, fakat samimi bir kalple Allah’ı arayan ve inayetin etkisi altında O’nun, vicdanlarının emirleriyle tanıdıkları, iradesini yerine getirecek şekilde hareket etmeye çalışan kimseler de ebedi kurtuluşa kavuşabilirler. Tanrı, kendi kusurları olmaksızın, henüz açık bir Allah bilgisine erişememiş olup, doğru bir hayat sürmeye çalışanlardan; kurtuluş için gerekli yardımları esirgemez. Gerçekten, bu kimselerin içinde iyi ve doğru ne varsa, Kilise bunları İncil’e bir hazırlık olarak ve her insanı sonunda yaşama kavuşsun diye aydınlatan tarafından bağışlanmış bir armağan olarak saymaktadır.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Kilise Hakkında Dogmatik Yasa, 4.12)

Paskalya 7. Çarşamba

Ruh ve Kilise.

Peder’ in yer yüzünde gerçekleştirmekle Oğlunu görevlendirmiş olduğu iş (bk. Yuh. 17, 4) yerine getirildikten sonra, Pentekost günü Kutsal Ruh, sürekli olarak Kilise’yi kutsallaştırmak ve böylece müminlere tek Ruh içinde Mesih vasıtasıyla Peder’e doğru yol açmak üzere gönderildi (bk. Ef. 2,18). Bu Ruh, Hayat Ruh’udur, ebedi hayat için fışkıran kaynaktır (bk. Yuh. 4, 17, 7,38-39), Peder’in günahtan ölmüş olan insanlara onların ölümlü bedenlerini Mesih İsa’da diriltmesine kadar hayat vermek için yararlandığı Ruh’tur (bk. Rom. 8, 10-11). Ruh, Kilisede ve bir tapınakta oturur gibi müminlerin yüreklerinde oturmaktadır (bk. 1. Kor. 3, 16; 649), onların içinde dua etmekte ve onların Allah’ın oğlu olmalarına tanıklık etmektedir (bk. Gal. 4,6;Rom. 8,15-16 ve 26). Ruh, tüm gerçeğe doğru götürdüğü (bk. Yuh. 16, 13) komünyon ve rahiplerin görevleri vasıtasıyla birleştirdiği bu Kilise’ye faaliyet araçlarını sağlamakta ve onu farklı hiyerarşik ve karizmatik yeteneklerine doğru yöneltmekte ve meyveleriyle onu süslemektedir (bk. Ef. 4, 11-12; 1. Kor. 12,4;Gal. 5,22).

Sonuçta Kutsal Ruh İncil’in gücü ile Kilise’yi gençleÅŸtirir, yeniler ve O’nu Damadı sayılan Mesih İsa ile mükemmel bir biçimde bü­tünleÅŸtirir. Bu nedenle Ruh ve Gelin Kilise, Mesih İsa’ya gel demektedirler (bk. vah. 22, 17).

Bu ÅŸekilde Kilise "Peder’in, OÄŸul’un ve Kutsal Ruh’un birliÄŸine benzer ÅŸekilde birleÅŸmiÅŸ bir halk" olarak görünmektedir. Kutsal Ruh’ ta meshedilmiÅŸ (bk. I. Yuh. 2. 20. 27) müminlerin cemaati imanda aldanamaz. Kilise, "episkoposundan en son layık mümini­ne kadar" iman ve töre konusunda evrensel bir mutabakat gösterdiÄŸinde, halkın bütününe ait olan doÄŸa üstü iman duygusu sayesinde, bu ayrıcalığı sergilemektedir.

Gerçekten, hakikat Ruh’unun uyandırmış olduğu ve ayakta tuttuğu bu iman duygusu dolayısıyla Allah’ın halkı sadakatle boyun eğdiği Kilise’nin yetkisi rehberliğinde artık insanlardan gelmekte olan bir söze muhatap olmuyor: o gerçekten Allah’ın sözüne muhatap olmaktadır. İlk ve son olarak azizlere intikal etmiş bulunan imana sağlam bir şekilde intibak etmekte, muhakemesinin doğruluğu sayesinde ona daha derinden nüfuz etmekte, yaşamında onu tam bir şekilde uygulamaktadır.

Gizemler ve kutsal görevlerle Allah’ın halkını kurtuluÅŸ yoluna sokmakla ve ona rehberlik etmekle, onu erdemlerle süslemekle yetin­memektedir. Ayrıca "herkese kendi iradesine göre yetenekler dağıtmaktadır" (1. Kor. 12, 11) yani her kategoriden müminler arasında, özel lütuflar da dağıtmaktadır; bunlar: Her biri herkesin iyiliÄŸi amacıyla (I. Kor. 12,7) Ruhu açığa vurmak yeteneÄŸini alıyor, sözüne uygun olarak, Kiliseyi yenilemek ve geliÅŸtirmek için yararlı çeÅŸitli teÅŸebbüs ve görevler yüklenmek konusunda yetenekli ve yararlanılır kılmaktadır. Bazıları daha göz kamaÅŸtırıcı, bazıları daha sade ve daha yaygın olan bu karizmalar esas itibariyle Kilise’nin ihtiyaçlarına uyarlı ve yararlı oldukları göz önüne alınarak, şükredilerek bu teselli ile kabul edilmelidirler.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Kilise Hakkında Dogmatik Yasa, 9)

Paskalya Hazırlık 5. Perşembe

Kilise, insanlar arasında selamet işaretidir.

Rabbin Sözü: İşte İsrail evi ile ve Yahuda evi ile yeni bir ahit yapacağım günler geliyor. "Yaşamı onların en derinlerine koyacağım; onu kalplerine yazacağım. Onların Allah’ı olacağım ve onlar benim halkım olacaklar. En küçüklerinden en büyüklerine kadar hepsi beni tanıyacaktır. Rabbin Sözü" (Yer. 21,31-34).

Bu Yeni Ahdi tesis eden Mesih’tir, çünkü bu ahit onun kanıyla olan Yeni Ahit’tir (lık. 1. Kor. İİ, 23). Yahudilerden ve pagan uluslardan gelmiş bir kalabalığı, bedene göre değil, Ruh içinde birliğe ulaşsın diye ve Allah’ın yeni halkı olsun diye çağırmıştır. Gerçekten, Mesih’e inananlar, ölümlü değil ölümsüz bir tohumdan yani Tanrı’nın diri ve kalıcı olan sözü aracılığıyla yeniden doğdular (bk. I. Petrus. 1, 23); bedenden değil, sudan ve yaşayan Ruh’tan almış olanlar, seçilmiş bir soy, Kral’ın kahinleri, kutsal bir ulus, Tanrı’nın öz halkı olurlar. Bu halk evvelce bir halk değildi, şimdi Allah’ın halkıdır (bk. I. Petr. 2, 9-10).

Günahlarımız için ölen ve paklanmamız için dirilen Mesih İsa kurtuluÅŸu bekleyen bu halkın Baş’ıdır ve oÄŸullarının özgürlüğü ve liyakatine sahip olma durumunda bulunmaktadır (bk. Rom. 4,25). Bu halkın sahip olduÄŸu özellik Allah’ın oÄŸullarının saygınlığı ve özgürlüğüdür, çünkü, onların yüreÄŸinde Kutsal Ruh, bir mabette oturur gibi oturmaktadır. Mesih İsa’nın bizi sevdiÄŸi gibi (bk. Yuh. 15, 34) bütün insanları sevmek ÅŸeklindeki yepyeni buyruÄŸu bu halkın yasasıdır ve son olarak bizzat Tanrı tarafından yeryüzünde baÅŸlatılmış olan daha fazla geniÅŸlemesi gereken ve Hayatımız Mesih İsa yüzyıllar sonunda yeniden geldiÄŸi zaman tamamlanacak olan Tanrı’nın Hükümdarlığı bu halkın hedefidir (bk. Kol. 3,4; Rom. 8,21). Bu nedenle Mesih’in halkı fiilen bütün insanları kapsamakla birlikte kimi zaman küçük bir sürü görünümünü veriyorsa da bütün insanlık için kurtuluÅŸun, umudun ve birliÄŸin en saÄŸlam tohumunu oluÅŸturmaktadır. Mesih tarafından, bir yaÅŸam, sevgi ve gerçek komünyonu gerçekleÅŸtirmek üzere kurulmuÅŸ olup, bütün insanların KurtuluÅŸu için ona araç olarak hizmet etmektedir ve O, dünyanın ışığı ve yer yüzünün tuzu olarak tüm dünyaya gönderilmiÅŸtir (bk. Mat. 5, 12-16). Nasıl ki çölde yol almakta olan İsrail, daha o zaman Allah’ın Kilise’si adını almışsa (bk. Neh. 13, 1; Say. 20, 4; Tesn. 23, 1 vs.), aynı ÅŸekilde, gelecek kenti, ebedi kenti arayarak ÅŸimdiki yüzyılda ilerleyen yeni İsrail de Mesih’in Kilisesi adını taşımaktadır (İbra. 13, 14; Hat 4. 20, 28). Çünkü onu kanıyla satın alan, Ruh’uyla dolduran, gözle görüle­bilen ve toplumsal birliÄŸine uygun araçlarla donatan, Mesih’tir. Selametin yaratıcısı, birlik ve barışın prensi olan İsa’ya bakanların topluluÄŸunu Allah, herkes için ve her bir kimse için, selamet getiren bu birliÄŸin gözle görülebilen gizemi olsun diye, toplanmaya ça­ÄŸÄ±rmış ve onu kendi Kilise’si olarak kurmuÅŸtur.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Kilise Hakkında Dogmatik Yasa, 48)

Noel Hazırlık, 2. Salı

Bizim için son günler gelmiştir.

Mesih’te hepimizin üyesi olmaya çağırıldığımız ve Allah’ın lütfuyla içinde kutsallığa kavuştuğumuz Kilise, ancak göğün görkeminde ve her şeyin yeniden düzenlenmesi zamanı geldiğinde mükemmelliğine erişecektir. O zaman tüm insanlık da ve insana sıkı sıkıya bağlı olan ve kendisine ait bulunan amaca onun aracılığı ile erişen tüm kainat da tam olarak Mesih’te mükemmelliğe erişecektir. Yeryüzünün üzerine yükselen Mesih, ölüler arasından dirilen bütün insanları kendisine çekti, hayat veren Ruh’unu şakirtlerinin üzerine gönderdi; bu Ruh vasıtasıyla, Kilise’nin oluşturduğu Bedenini, selametin evrensel gizemi olarak tesis etti. Peder’in sağında oturarak, insanları Kilise’sine götürmek için, Kilise’nin aracılığı ile onları kendisiyle birleştirmek için onlara kendi Bedenini ve Kanını gıda olarak sunmak suretiyle onları kendi şanlı hayatına katılır kılmak için, dünyada devamlı şekilde etkili olmaktadır. Bize vaat edilmiş olan ve bizim beklemekte olduğumuz bu yeniden düzenleme Mesih’le şimdiden başlamış bulunmaktadır; O, Kutsal Ruh’un gönderilmesi ile gelişmiş ve bu Ruh sayesinde Kilise’de devam etmektedir. Gelecekteki nimetlerin umudu içinde, Pederin dünyada gerçekleştirmek görevini bize verdiği işi sonuna doğru götürdüğümüze ve bu suretle kurtuluşumuzu sağladığımıza göre, iman bize yeryüzü yaşamımızın anlamını Kilise’de öğretmektedir. Bu şekilde son günler bizim için şimdiden gelmiş bulunmaktadır. Dünyanın yenilenmesi geri dönmez bir şekilde tesis edilmiştir ve gerçeksel bir şekilde bu dünyada öne alınmış bulunmaktadır. Gerçekten, şimdiden yeryüzünde, Kilise, tamamlanmamış olsa bile gerçek bir kutsiyet içinde parıldamaktadır. Fakat yeni göklerin ve içinde adaletin yer aldığı yeni yeryüzünün gerçekleşmesini beklerken, kutsal bir yolculuk içindeki Kilise, gizemleri ile ve devrimize ait kurumları ile geçici şeylerin görünümünü taşımaktadır. Onun kendi hayatı, şimdi hala doğum sancıları içinde inleyen ve Allah’ın oğullarının görünmelerini bekleyen yaratıklar arasında geçmektedir.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Kilise Hakkında Dogmatik Yasa, 61,62)

Bakire Meryem Ana’ nın Genel Duaları

Meryem’in ana sevgisi

Tanrının tasarısı gereÄŸince mutlu Bakire Meryem, ilahi Kelam’ın vücut bulması ile iliÅŸkili olarak, ezelden beri Allah’ın Annesi ol­mak üzere ayrılmıştı. O, bu yeryüzünde, Kurtarıcının kutsal Ana’sı, eÅŸsiz bir unvanda cömert iÅŸ arkadaşı ve Rabbin alçak gönüllü hiz­metkarı olmuÅŸtur. Mesih’e hamile kalırken, onu dünyaya getirirken, onu beslerken, mabette onu Peder’ine sunarken, haçın üze­rinde ölmekte olan OÄŸlunun çektiÄŸi acıları paylaşırken, itaatkarlığı ile, imanı ile, umudu ile, ateÅŸli merhameti ile, ruhlarda doÄŸa üstü hayatın yeniden kurulması için Kurtarıcının eserine tamamıyla eÅŸsiz bir katkıda bulunmuÅŸtur. İşte bunun içindir ki O, inayet alanında bizim anamızdır. İnayetin dağıtımında Meryem’in bu analığı daima sürmektedir. Ve bu durum, meleÄŸin müjdelemesi karşısında iman içinde gösterdiÄŸi rızadan beri böyledir, öyle bir rıza ki, O, bunu, seçilmiÅŸlerin sayısı ebedi tamamiyetine eriÅŸinceye kadar, haçın dibinde metanetle muhafaza etmiÅŸtir. Gerçekten, gökte, oraya kaldırılmasından sonra, bizim kurtuluÅŸumuzun gerçekleÅŸmesi için O, bu iÅŸlevi terk etmemiÅŸtir; çok defalar ÅŸefaat ederek, bize ebedi selameti saÄŸlayan bağışları elde etmeyi sürdürmektedir. Onun ana sevgisi onu, OÄŸlunun, ziyaretlerini bitirmemiÅŸ bulunan ve tehlikeler ve sıkıntılar içinde yaÅŸamakta olan kardeÅŸleri, vatana eriÅŸmek mutluluÄŸuna kavuÅŸuncaya kadar, bunlara dikkat göstermeye sevk etmektedir. Bu nedenle mutlu Bakire Ana Kilisede, Avukat, Yardımcı,Yardımsever, Arabulucu lakaplarıyla anılmaktadır. Fakat bunu, tek Arabulucu olan Mesih’in saygınlığından ve etkenliÄŸinden hiç bir ÅŸey eksilmeyecek ve bunlara hiç bir ÅŸey eklenmeyecek ÅŸekilde anlamalıdır. Gerçekten hiç bir yaratık, hiç bir zaman vücut bulmuÅŸ Kelam’a, Kurtarıcıya eÅŸit tutulamaz. Fakat nasıl ki Mesih’in kutsal görevine gerek onun vekilleri gerekse mümin halk çeÅŸitli ÅŸekillerde katılıyorsa, nasıl ki Allah’ın eÅŸsiz olan iyiliÄŸi yaratıklar üzerine gerçekte çeÅŸitli ÅŸekillerde yayılıyorsa, aynı ÅŸekilde Kurtarıcının eÅŸsiz olan arabuluculuÄŸu, tek bir kaynaktan sonra, yaratıkların farklı ÅŸekillerde bir iÅŸbirliÄŸini paylaÅŸmalarına engel olmayıp, bunu teÅŸvik etmektedir. Meryem’in bu bağımlı iÅŸlevini Kilise tereddüt göstermeden benimsemiÅŸtir. Durmadan bunun uygulamasını yapmakta ve, Arabulucumuzla ve Kurtarıcımızla daha derinden birleÅŸmek için bu ana yardımından yararlansınlar diye, bunu müminlerin sevgisine olumlu olarak sunmaktadır.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Kilise Hakkında Dogmatik Yasa, 63,65)

Bakire Meryem Ana’ nın Genel Duaları

Meryem ve Kilise

Mutlu Bakire Meryem, onu Kurtarıcı Oğlu’na bağlayan ilahi analık armağanı ve işlevi sayesinde, eşsiz lütufları ve işlevleri sayesinde Kilise’ye de sıkı bir şekilde bağlıdır. Allah’ın annesi, eskiden aziz Ambrosius’ un öğrettiği gibi, Kilise’nin yüzüdür ve bu, iman, merhamet ve Mesih’le mükemmel birlik alanında böyledir. Gerçekten, haklı olarak ana ve bakire adı da verilen Kilise’nin gizinde, yüksek ve eşsiz bir anlamda, gerek bakire, gerekse ana modeli olan mutlu Bakire Meryem ilk önce gelmiştir. imanı ve itaati uygulayarak, yeryüzünde Peder’in Oğlu’nu doğurdu. Bir erkekle birleşmiş değil, Kutsal Ruh bulutuna sarılmıştı, eski yılana değil, Allah’ın habercisine hiç bir kuşkunun bulandıramadığı güçlü bir iman besleyen yeni Havva olarak. Allah’ın, bir kardeşler, yani müminler, kalabalığının ilk doğanı olarak nasip ettiği Oğlunu doğurdu; dolayısıyla anne sevgisiyle onların üremelerine ve eğitilmelerine katılmaktadır. Fakat Kilise onun gizemli kutsiyetine bakarak ve onun merhametini taklit ederek, sadık bir şekilde Peder’in iradesini yerine getirerek, Allah’ın sözünü imanla kabul etmesi dolayısıyla, kendisi de bir anne olmaktadır. Gerçekten vaaz ve vaftizle, yeni ve ölümsüz bir yaşama, Kutsal Ruh’tan hamile kalınmış ve Allah’tan doğmuş çocuklar getirmektedir. Kilise kendisi ise bakiredir, çünkü Güveyine olan imanını tam ve arı bir şekilde muhafaza etmektedir; Rabbinin annesini taklip ederek, Kutsal Ruh’un etkisiyle, bakir bir şekilde, tam bir iman, güçlü bir ümit, samimi bir merhamet beslemektedir. Fakat Kilise, lekesiz ve kırışıksız olduğu için, mutlu Bakire’nin şahsında, mükemmeliyete eriştiği halde, Mesih’e inananlar kötülüğü yenmeye ve kutsiyette büyümeye çalışmaktadırlar. Bu nedenle gözlerini, tüm seçilmişler cemaati üzerinde bir erdem örneği olarak parlayan Meryem’e doğru çevirmektedirler. Kilise, dindarlık içinde, onun üzerinde düşünerek, insan olmuş olan Kelam’ın ışığında onu seyrederek, büyük bir saygıyla, temel giz olan Vücut Bulmaya (lncarnatio) daha derinden nüfuz etmekte ve Güveyine giderek daha uygun hale gelmektedir. Meryem, selamet tarihinin tam kalbinde yer almakta olması dolayısıyla, selametin esas verilerini, bir bakıma, kendi kendinde toplamakta ve onları daha aşikar hale getirmektedir; onun hakkında vaaz verilirken ve ona dua edilirken, o, müminleri Oğlu’na ve onun fedakarlığına ve de Peder’in sevgisine doğru çekmektedir. Kilise’ye gelince, Mesih’in görkemine hizmet ederek, ulu örneğine daha çok benzemektedir, çünkü sürekli olarak imanda, umutta ve merhamette ileri gitmektedir, çünkü her şeyde ilahi iradeyi aramakta ve ona itaat etmektedir. Bu nedenle, havarilik çabasında da Kilise, Mesih’i doğurmuş olan kimseye doğru bakmakta haklıdır. Çünkü Mesih, Kutsal Ruh’un etkisi ile hasıl olmuş ve Bakire’den doğmuş olmakla beraber, bu, Kilise’nin faaliyetiyle, müminlerin kalplerinde doğmak ve büyümek içindir de... Bakire, yaşamıyla, Kilise’nin insanlara yeni yaşamı sağlamak amacını güden havarilik misyonuna katılan herkesin sahip olması gereken ana sevgisine örnek olmuştur.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Tanrısal Esin Hakkında Açıklamalar, 3-4)

 Noel Hazırlık, 3. PerÅŸembe

Tanrı esininin kişisel bütünü, Mesih.

Her ÅŸeyi Kelam’ la yaratan ve O’ nunla muhafaza eden Allah, yaratıklarla, insana kendisi hakkında sürekli bir kanıt sunmaktadır. Ayrıca, doÄŸaüstü selametin yolunu açmak istediÄŸinden, baÅŸlangıçtan itibaren, ilk ebeveynlerimize kendini göstermiÅŸtir. Onların düş­melerinden sonra, insanlığın kurtuluÅŸu vaadi ile onlara selamet umudu vererek, tekrar onları kaldırmıştır. İyilikte sebat ederek se­lameti arayacak bütün herkese ebedi hayatı vermek için durmadan insan türü ile ilgilenmiÅŸtir. Zamanı geldiÄŸinde, onu büyük bir halkın babası yapmak üzere İbrahim’i çağırmıştır. Atalarımızdan sonra bu halkı, dikkat gösteren Peder ve adalet dolu Yargıç, tek yaÅŸayan ve gerçek Allah olarak kendisini tanıması için ve de vaat edilen Kurtarıcıyı beklemesi için Musa’nın ve Peygamberlerin sesi ile yetiÅŸtirdi ve böylece uzun yüzyıllar boyunca o, İncil için yolu hazırladı. "Tanrı eski zamanlarda Peygamberler aracılığıyla birçok kez ve çeÅŸitli yollardan atalarımıza seslendi. Bu son çaÄŸda da her ÅŸeyin mirasçısı olarak belirlediÄŸi ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi OÄŸluyla bize seslenmiÅŸtir" (İbran. 1, 1-2). Gerçekten, her insanı aydınlatan ebedi Kelam olan OÄŸlunu, konutunu onlar arasında yapsın ve onlara Allah’ın gizemlerini tanıtsın diye gönderdi. Demek ki, vücut bulmuÅŸ Kelam, insanlara gönderilmiÅŸ insan olan Mesih İsa, "Allah’ın sözlerini ifade etmekte" (Yuh. 3,34) ve Pederin ona gerçekleÅŸtirmek görevini yüklediÄŸi kurtuluÅŸ iÅŸini bitirmektedir.

Mademki Mesih’i gören Peder’i görmektedir, o halde bütün mevcudiyetiyle ve kendi kendini göstererek, sözleriyle ve işleriyle, işaretleriyle ve mucizeleriyle, özellikle şanlı ölümüyle ve ölüler arasından dirilişi ile, nihayet gerçek Ruhu’nun gönderilmesiyle. esini gerçekleşmiş kılarak onu tamamlayan Mesih’tir. O, Allah’ın, bizleri günahın ve ölümün karanlıklarından çekip çıkarmak ve bizleri ebedi hayat için diriltmek üzere, bizimle birlikte olduğunu ilahi bir tanıklık belgesiyle doğrulamaktadır. Hıristiyan düzeni, Yeni ve Eski Ahit olduğuna göre, hiçbir zaman geçmeyecektir; bundan böyle, Rabbimiz Mesih İsa’nın görkem içinde görünmesinden önce yeni hiçbir esin beklenmemelidir.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Tanrısal Esin Hakkında Açıklamalar, 7,8)

Kilise Doktorların için Genel Dualar

Tanrı esininin nakledilmesi.

Rab Mesih’te, Yüce Allah’ın tüm esini son noktasını bulmaktadır. Peygamberler tarafından haberi verilen ve onun ÅŸahsında gerçekleÅŸen İyi Haberi o kendi aÄŸzı ile ilan etmiÅŸtir ve Havarilere, Allah’ın armaÄŸanlarını naklettikleri sırada, herkese onu her türlü selamet getirici gerçeÄŸin ve ahlak kuralının kaynağı olarak bildirmeleri buyruÄŸunu vermiÅŸtir. Havariler bu emri sadakatle yerine getirmiÅŸlerdir: vaazlarıyla, verdikleri örneklerle, kurdukları kurumlarla, Mesih’in kendi aÄŸzından, gördükleri yaÅŸamından ve yap­tıklarından öğrenmiÅŸ olduklarını ve de Kutsal Ruh’un onlara telkin ettiklerini nakletmiÅŸlerdir. Kendileri de ve onlarla baÄŸlantılı baÅŸka ÅŸahıslar da, Kutsal Ruh’un ilhamıyla, kurtuluÅŸ haberini yazılı olarak belirtmiÅŸlerdir. Fakat İncil’in her zaman tam ve canlı olarak muhafaza edilmesi için, Havariler, kendilerine halef olmak üzere episkoposları bırakmışlardır ve onlara kendilerinin yerine öğretmek yetkisini vermiÅŸlerdir. Havarilerden intikal etmiÅŸ olan Gelenek, Allah’ın halkını kutsiyet içinde yönlendirmeye ve onun imanını geliÅŸtirmeye katkıda bulunan her ÅŸeyi içermektedir. Böylelikledir ki Kilise, doktrini, yaÅŸamı ve ibadetiyle kendisi ne ise tümüyle onu ve bütün inandıklarını devam ettirmekte ve tüm kuÅŸaklara nakletmektedir. Havarilerden gelen bu Gelenek, Kutsal Ruh’un yardımıyla, Kilise’de geliÅŸmektedir. Gerçekten, gerek realitelerin, gerekse nakledilen sözlerin algılanması, yürekleriyle düşünen müminlerin kontemplasyonları ve araÅŸtırmaları ile büyür; onların deneyimlerine giren tinsel realitelerin derin bir ÅŸekilde anlaşılmasıyla, nihayet, episkoposluÄŸun intikali sayesinde gerçeklik teminatı arz eden bir karizmaya mahzar olmuÅŸ bulunanların vaazlarıyla. BaÅŸka bir deyiÅŸle, Kilise, asırlar boyunca, ve Allah’ın sözleri onda tamamlanıncaya kadar, ilahi gerçeÄŸin bütünlüğüne doÄŸru sürekli bir uzanış içindedir. Kilise Babalarının sözleri, zenginlikleri, inanan ve dua eden Kilisenin uygulamalarına ve hayatına yayılmış olan bu GeleneÄŸin canlandırıcı mevcudiyetini doÄŸrulamaktadırlar. Aynı Gelenek, Kutsal Kitapların tam ve resmi kataloÄŸunu Kilise’ye tanıtmaktadır. Kilise’de Kutsal Yazının daha derin bir ÅŸekilde anlaşılmasını saÄŸlayan ve onu sürekli olarak etkili kılan bu gelenektir. Böylece, evvelce konuÅŸmuÅŸ olan Allah, sevgili OÄŸlunun refikası ile konuÅŸmaya durmadan devam etmektedir; İncil’i canlı sesinin Kilise’de ve Kilise sayesinde bütün dünyada çınlamasını saÄŸlayan Kutsal Ruh, müminleri gerçeÄŸin bütünü içine sokmakta ve Mesih’in sözünün bütün zenginliÄŸi ile onların içinde ikamet etmesini gerçekleÅŸtirmektedir.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Liturji Üstüne, 5-6)

Paskalya Devresi, 2. Cumartesi

Ayinler, Paskalya gizinin güncelleştirilmesidir.

Allah "bütün insanların kurtulmasını ve gerçeği tanımayı başarmasını ister; bunun için geçmişte çok defa Peygamberler aracılığıyla babalarımızla parça parça ve değişik şekillerde konuşmuştu" (I. Tim. 2,4). Vakitler tamam olduğunda, Kutsal Ruh’un meshetmesiyle takdis edilmiş , beden halini almış Kelam olan Oğlunu, yoksullara İyi Haber’i bildirmek için, kırılmış kalplere şifa vermek için (bk. İşaya, 61, 1; Luka 4, 18), "bedenin ve ruhun tabibi" Allah’la insanlar arasında arabulucu olarak (bk. 1. Tim. 2, 5) göndermiştir. Çünkü Kelamın kişiliğine birleşmiş onun insanlığı, selametimizin vasıtası olmuştur. Bu nedenle, Mesih’te, barışmamızın mükemmel fidyesi görünmüş ve ilahi ibadetin tümü bize bağışlanmıştır. Bu insanların kurtuluşu ve Allah’ın mükemmel yüceltilişi eserinin ön belirtisi Eski Ahit halkı arasında Allah’ın harikalarında yer almıştı. Fakat, esas olarak mutlu ızdırabın, ölüler diyarından dirilişinin ve görkem içinde göğe yükselişinin Paskalya gizi ile onu gerçekleştiren Mesih olmuştur. Onun sayesinde "ölerek, bizim ölümümüzü yok etti, dirilerek bize yaşamı geri verdi." Çünkü haçın üzerinde uyuyan Mesih yönündendir ki tüm Kilise’lere hayranlık veren gizemler doğmuştur. Bu nedenledir ki, nasıl Mesih Peder tarafından yollanmışsa, aynı şekilde kendisi de Kutsal Ruh’la dolu bulunan Havarilerini göndermiştir. Bunlar, her yaratığa İncil’i vaaz ederek, Allah’ın Oğlu’nun, ölümü ve dirilişi ile bizleri Şeytanın ve Ölümün elinden kurtardığını bildireceklerdi. Fakat ayrıca onlar, tüm liturjik hayatın çevrelerinde dolanıp durduğu kurban ve gizemlerle duyurdukları bu kurtuluş eserini uygulayacaklardı. Bu şekildedir ki, vaftizle, insanlar Paskalya gizinin üzerine aşılanmış olmaktadırlar: O’ nunla ölmekle, O’ nunla gömülmekle, O’ nunla dirilmekle Abba diyerek Peder’e (Rom. 8, 15) doğru seslenmemize vasıta olan oğulların evlatlık esprisine kavuşmaktadırlar ve Pederin aradığı o gerçek tapanlar olmaktadırlar. Aynı şekilde, Rabbin Son Yemeğini her yediklerinde, O’nun gelmesine dek O’nun ölümünü duyurmaktadırlar. Bu nedenle, Kilisenin dünyada göründüğü gün olan Pentekost gününde Petrus’ un "sözünü dinleyip kabul edenler vaftiz olmuşlardır. Ve onlar Havarilerin öğretisini dinlemeye, kardeşçe komünyon içinde yaşamaya, ekmeği kırmaya ve dualara katılmaya sadakat gösteriyorlardı. Allah’ı övüyorlardı ve bütün halktan iyi bir kabul görüyorlardı" (bk. H. İ. 2,42.47). Daha sonra Kilise hiç bir zaman, bütün Kutsal kitapta O’ nunla ilgili ne varsa okuyarak, içinde "O’nun ölümünün galibiyeti ve zaferi mevcut kılınan" Efkaristiya’ yı kutlayarak ve dolayısıyla, görkemi terennüm edilsin diye Mesih İsa’da "sözle anlatılamaz bağışı için Allah’a şükrederek" (II. Kor. 9, 15), Paskalya gizini kutlamak üzere toplanmayı ihmal etmemiştir.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Liturji Üstüne, 7-8.106)

OlaÄŸan 3. Pazar

Liturji de Mesih’in Kilisesindeki mevcudiyeti.

Mesih, özellikle liturjik faaliyetlerde, daima Kilise’sinin yanı başındadır. Ayin kurbanında orada mevcuttur: görevlinin (mini ster) şahsındadır, Çünkü "şimdi rahipler aracılığı ile kendisini sunan kimse, kendini haç üzerinde sunmuş olan kimsenin kendisidir". O, özellikle, çeşitli Efkaristiya eylemlerinde mevcuttur. Gizemlerde etkisi ile orada mevcuttur, o derece ki bir kimse vaftiz ettiğinde, vaftiz eden O’dur. Orada kendi sözünde mevcuttur, çünkü Kilise’de Kutsal Yazıların okunduğu sırada konuşan O’dur. Nihayet Kilise dua ederken ve mezmurları okurken: "kişi veya üçü benim adımla bir araya geldiklerinde ben orada onların ortasındayım (Mat. 18, 20) diye vaat etmiş olan O, orada mevcuttur. Gerçekten, Allah’ın mükemmel bir şekilde yüceltilmesine ve insanların kurtulmasına vasıta olan bu büyük eserin gerçekleşmesi için Mesih daima, kendisine Rabbi olarak seslenen ve ebedi Peder’e ibadet etmek için kendisi aracılığına başvuran sevgili Refakatını kendisine iştirak ettirir. Demek ki liturji haklı olarak Mesih İsa’nın kahinlik görevinin icrası olarak sayılmaktadır; bu icraat sırasında insanın kurtuluş yoluna sokulması hissedilebilen işaretlerle belirtilmiştir ve onlardan her birine has bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Orada, tüm aleni ibadet Mesih İsa’nın mistik bedeni tarafından, yani Baş ve azalan tarafından icra edilmektedir. Dolayısıyla her liturjik merasim, kahin Mesih’in ve Kilisenin oluşturduğu Bedeninin eseri olarak, eksiksiz bir kutsal eylemdir ve Kilise’nin hiç bir eylemi sıfat ve derece bakımından onun etkenliğine erişemez. Yeryüzü liturjisinde birer yolcu gibi kendisine uzandığımız kutsal Kudüs Kentinde kutlanan o semavi liturjiye, önceden duyduğumuz tadı ile, katılmaktayız; Mesih’in, gerçek mabedin ve hakiki çadırın rahibi (mini ster) olarak Allah’ın sağında oturduğu yer orasıdır. Bütün semavi korolar ordusu ile birlikte Rabbe, O’nu yücelten bir ilahi söylüyoruz; azizlerin anısına saygı göstererek onların toplumunu paylaşmayı ümit ediyoruz; Rab Mesih İsa’yı, O, bizim hayatımızın görüneceği ve biz de O’ nunla birlikte tam bir görkem içinde görüneceğimiz ana kadar kurtarıcı olarak bekliyoruz. Kilise, Paskalya gizini, Mesih’in dirildiği güne kadar giden bir Havari geleneği gereğince, haklı olarak "Rabbin günü" adı verilen, her sekizinci gün yani pazar günü kutlamaktadır. Gerçekten o gün müminler, Allah’ın sözünü duyarak ve Efkaristiya’ ya katılarak, Rab İsa’nın çektiği acıları, dirilişini ve görkemini hatırlamak üzere; Mesih İsa’nın dirilişi sayesinde, canlı bir umut için, (I. Petr. 1,3) Onları yeniden doğuran Allah’a şükretmek üzere, toplanmak zorundadırlar. Bu nedenle pazar günü esas bayram günü olup, onu, bir sevinç ve iş bırakma günü de olacak şekilde sunmalı ve müminlerin inançları arasına nakşetmelidir. Diğer kutlamalar, çok büyük bir önem göstermiyorlarsa, ondan önce gelmemelidirler, çünkü tüm liturjik yılın temeli ve çekirdeği O’dur.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü dünyada Kilise, 9-10)

Paskalya Hazırlık, 1. Cumartesi

İnsanın en derin sorunları.

Bugünkü dünya hem güçlü, hem zayıf ve hem en iyiyi, hem en kötüyü yapabilir olarak görünmektedir; onun önünde açılan yol özgürlük veya esaret, ilerleme veya gerileme, kardeÅŸlik veya nefret yoludur. Ayrıca, insan harekete geçirmiÅŸ olduÄŸu ve onu ezebilecek veya ona hizmet edecek güçleri iyi idare etmenin ona ait olduÄŸunu keÅŸfediyor. Bu nedenle kendine sorular yöneltiyor. Gerçekte, bugünkü dünyaya acı veren dengesizlikler, kökü insanın kalbinde olan daha derindeki bir dengesizliÄŸe baÄŸlı bulunmakta­dırlar. Gerçekten, bir çok unsur insanın kendisi içinde birbiriyle savaÅŸmaktadır. Bir taraftan, yaratık olarak, kendisinin pek çok sınırları olduÄŸunu öğreniyor; öte yandan, arzuları içinde kendisini sınırsız ve yüksek bir yaÅŸama çaÄŸrılmış olarak hissediyor. Bu kadar çaÄŸrı karşısında, sürekli olarak, bunlar arasında bir seçim yapmak ve onlardan birkaçını bir tarafa bırakmak zorunda kalıyor. Ayrıca, zayıf ve günahkar olarak o, çok defa istemediÄŸini yapmakta ve isteyebileceÄŸini yapmamaktadır. Demek oluyor ki kendi içindeki bölünmeden acı çekiyor (it. Rom. 7, 14 vs) ve toplumun baÄŸrında o kadar çok sayıda ve o kadar derin anlaÅŸmazlıklar buradan doÄŸuyor.

KuÅŸkusuz, yaÅŸamı pratik materyalizm içinde kalmış bir çok insan, bu yüzden, bu dramatik durumu açıkça algılamaktan uzak kalmak­tadır; ya da, sefalet altında ezildikleri için ona dikkat etmek olanağına sahip deÄŸildirler. Aralarından büyük bir çoÄŸunluÄŸu, kendileri­ne teklif edilen dünya ile ilgili çeÅŸitli açıklamalarda huzur bulduklarına inanmaktadır. Bazıları insan türünün gerçek ve tam olarak özgürlüğe kavuÅŸmasını yalnızca insanın çabasından beklemektedirler; insanın yeryüzü üzerindeki müstakbel egemenliÄŸinin, onun yüreÄŸindeki bütün dilekleri gerçekleÅŸtireceÄŸine kendilerini inandırmaktadırlar. Birçokları, yaÅŸamın anlamından umut keserek, insanın mevcudiyetinin kendi başına her türlü anlamdan yoksun olduÄŸunu düşünüp, sırf kendi esinleriyle, ona bir anlam vermeye çalışan cüretkarları göklere çıkarmaktadırlar. Bununla beraber, dünyanın bugünkü gidiÅŸi karşısında en temel sorular kendilerine soran ya da bunları yeni algılayanlar gittikçe çoÄŸalmaktadır: İnsan nedir? Bütün geliÅŸmelere raÄŸmen mevcut bulunan acı, kötülük, ölüm ne anlama gelmektedir. Bu kadar büyük bir bedel karşılığında elde edilen bu zaferler neye yarar? İnsan topluma ne verebilir? Ondan ne bekleyebilir? Yeryüzündeki bu hayattan sonra ne olacaktır? Kiliseye gelince, o, herkes için ölmüş ve dirilmiÅŸ olan Mesih’in, Ruhuyla insana, çok yüce olan yönelimine (vocation) cevap verebilmesi için ışık ve güç sunduÄŸuna inanmaktadır. Göğün altında insanlara verilmiÅŸ, onunla kurtulmaları gereken baÅŸka hiç bir isim olmadığına inanmaktadır. Yine inanmaktadır ki bütün beÅŸer tarihinin anahtarını, merkezini ve gayesini onun Efendisi ve Rabbinde bulmaktayız. Ayrıca, bütün deÄŸiÅŸiklikler arasında, nihai temeli, dün, bugün ve ebediyen aynı olan Mesih’te (bk. İbra. 13).

 

(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü Dünyada Kilise, 18.22)

OlaÄŸan 3. Cumartesi

O, ölümü ile ölümü yendi.

İnsanın içinde bulunduÄŸu durum gizemi, ölüm karşısında bütün derinliÄŸi ile ortaya çıkmaktadır. İnsan sadece acı karşısında, bedeninin giderek gücünü yitirmesi karşısında deÄŸil, daha ziyade, nihai bir yok olma korkusu karşısında kavranmaktadır. Bu tümden yıkılmayı, kiÅŸiliÄŸinin bu nihai baÅŸarısızlığını reddeder ve ondan nefret ederken yüreÄŸinin doÄŸru bir esini ile karar vermektir. Yalnızca maddeye indirgenemeyecek olan, içinde taşıdığı ebediyet tohumu, ölüme karşı isyan etmektedir. TekniÄŸin bütün giriÅŸimleri, ne kadar yararlı olurlarsa olsunlar, onun korkusunu yatıştırmaya yeterli deÄŸildir: çünkü biyolojinin ona saÄŸladığı uzamış hayat, onun kalbine, üstesinden gelinemeyecek bir ÅŸekilde, kök atmış bulunan gelecek hayat arzusunu tatmin edememektedir. Fakat, ölüm karşısında her türlü hayal gücü çaresiz kalırken, Kilise, ilahi ilhamın öğrettikleri sayesinde, Allah’ın insanı, ÅŸimdiki zamanın periÅŸanlıklarından uzak, mutlu bir amaç için yaratmış olduÄŸunu ileri sürmektedir. Ayrıca Hıristiyan imanı, insanın, günah iÅŸlememiÅŸ olsaydı kurtulmuÅŸ olacağı bu bedensel ölümün, insanın kusuru sonucunda kaybedilmiÅŸ bulunan selamet ona, her ÅŸeye kadir ve bağışlayıcı Kurtarıcısı tarafından geri verildiÄŸinde, yenileceÄŸini de öğretmektedir. Çünkü Allah insanı, ilahi hayatla çözülmez bir ebedi komünyon içinde, bütün varlığı ile kendisine katılmaya çağırmış ve daima çağırmaktadır. Bu zaferi Mesih dirildiÄŸinde elde etmiÅŸtir, çünkü kendi ölümüyle insanı ölümden kurtarıyordu. Her insanın tefekkürüne sunduÄŸu ciddi konulardan baÅŸlayarak, iman ona, onun kendi geleceÄŸi hakkındaki kaygı verici sorusuna bir cevap getirmektedir. O bize aynı zamanda, Allah’ın yanında gerçek hayatı bulmuÅŸ oldukları ümidini vererek daha önce ölmüş sevgili kardeÅŸlerimizle Mesih’te birleÅŸmek olanağını da sunmaktadır. KuÅŸkusuz, Hıristiyan için bir çok sınavlara göğüs gererek kötülüğe karşı savaÅŸmak ve ölüme maruz kalmak zorunluluÄŸu ve görevi kaçınılmazdır. Fakat, Paskalya gizine iÅŸtirak etmiÅŸ olarak, ölümle Mesih’e uyarak, ümitle güç bulmuÅŸ olarak diriliÅŸi karşılayacaktır. Bu yalnızca Mesih’e inananlar için geçerli deÄŸildir, kalplerinde görünmeyen bir ÅŸekilde, inayetin etkisini sürdürmekte olduÄŸu iyi ni­yetli bütün insanlar için de geçerlidir. Gerçekten, madem ki Mesih herkes için ölmüştür ve insanın en son yönelimi gerçekten tektir, yani ilahidir, kabul etmeliyiz ki Kutsal Ruh, Allah’ın bildiÄŸi bir ÅŸekilde herkese Paskalya gizine katılmak olanağını sunmaktadır. İnsanın gizinin, Hıristiyan Esininin müminlerin gözleri için aydınlattığı bu gizemin, niteliÄŸi ve büyüklüğü iÅŸte budur. Demek ki, İsa’nın İncil’i dışında, bizim için ezici olan bu ızdırap ve ölüm gizemi Mesih sayesinde ve Mesih’le aydınlanmaktadır. Mesih dirilmiÅŸtir; ölümü ile ölümü yenmiÅŸtir ve OÄŸul’da oÄŸul olup, Ruh’la: Abba, Peder! diye haykırabilelim diye yaÅŸamı bize bol bol vermiÅŸtir.

              

(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü Dünyada Kilise, 33-34)  

1 Mayıs, Aziz İşçi Yusuf Bayramı

Çalışma, insanların iradelerini birleştiriyor, ruhlarını yaklaştırıyor, kalplerini kaynaştırıyor; çalışmakla insanlar kardeşler olduğunu keşfediyorlar.

Çalışması ve yaratıcı dehası ile, insan daima hayatına daha geniş bir gelişim sağlamaya çalışmıştır. Fakat bugün, özellikle bilim ve teknikten gördüğü yardımla, egemenliğini hemen bütün doğa üzerine yaymış ve yaymakta devam etmektedir. Özellikle uluslar arasında her türlü mübadele vasıtalarının çoğalması sayesinde, insanlık ailesi kendi bilincine varmakta ve yavaş yavaş, evrenin içinde tek bir cemaat oluşturacak şekilde yer almaktadır. Bundan şu sonuç çıkmaktadır ki insan artık daha önceleri her şeyden önce üstün güçlerden beklediği zenginlikleri artık kendi hüneri ile sağlayabilmektedir. Bugün bütün insanlığı içinde toplayan bu muazzam teşebbüs karşısında, insanların karşısına birçok soru işaretleri çıkmaktadır. Bütün bu faaliyetin anlamı ve değeri nedir? Bütün bu zenginlikleri nasıl kullanmak gerekir? Bu ferdi ve kolektif çabalar hangi amaca yöneliktir? Kilise ilahi sözü elinde muhafaza etmekte ve dini ve sosyal düzenin prensiplerini ondan almaktadır. Ancak bu demek değildir ki yukarıdaki sorulardan her birine doğrudan doğruya bir cevap bulabilsin. Ancak, Kilise, insaniyetin yeni tutmuş olduğu yolu aydınlatmak için, Esinin ışığını herkesin deneyi ile birleştirmek istemektedir. Müminler için kesin olan bir şey vardır: kendi başına dikkate alındığında, ferdi ve kolektif, beşeri faaliyet, insanların asırlardır yaşam koşullarını iyileştirmek için sarf ettikleri bu devasa çaba, bu gayret Allah’ın tasarısına uygundur. Gerçekten, Allah’ın suretine göre yaratılmış olan insana, yeryüzünü ve bütün içindekileri hükmü altına almak ve evreni kutsiyet ve adaletle yönetmek emri verilmiştir. İnsan, Allah’ı her şeyin yaratıcısı olarak tanımak suretiyle kendi varlığını ve tüm evreni ona kazandırmalıdır ki, her şeyin insana tabi olmasıyla Allah’ın adı bütün yeryüzü tarafından yüceltilsin. Bu durum, en günlük faaliyetler için de geçerlidir. Çünkü, kendi hayatlarını ve ailelerinin hayatlarını kazanırken, faaliyetlerini topluma iyi hizmet edecek şekilde icra eden bu erkek ve kadınların çalışmaları; Yaratanın eserini geliştiriyor, kardeşlerinin rahat etmelerine yardımcı oluyor ve kişisel hünerlerinin tarih içinde ilahi planın gerçekleşmesine katkıda bulunduğu sayılabilir. Demek oluyor ki, Hıristiyanlar, insanın deha ve cesaretinin sonuçlarının Allah’ın kudretiyle çeliştiğini ve akıllı yaratığın, Yaratana rakip olarak ortaya çıktığını düşünmemelidirler. Aksine, onlar beşeriyetin zaferlerinin, ilahi azametin bir belirtisi ve Tanrı’nın gizli tasarısının vardığı bir nokta olduğu kanısındadırlar. Ancak insanın iktidarı ne kadar çok artarsa, ferdi ya da kolektif, sorumluluğu da o kadar genişlemektedir. Bu bize gösteriyor ki Hıristiyanlığın mesajı, insanların dünyayı inşa etmelerine engel olmamakta ve onları hemcinslerinin mutluluğuna ilgisiz kalmaya sevk etmemekte, onları çok daha sıkı bir şekilde bunun için çalışmaya zorlamaktadır.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü Dünyada Kilise, 35-36)

OlaÄŸan 4. Cumartesi

BeÅŸeri faaliyet.

BeÅŸeri faaliyet insandan gelmekte ve aynı zamanda insana yönelik bulunmaktadır. Gerçekten, faaliyetiyle insan yalnızca eÅŸyayı ve toplumu deÄŸiÅŸtirmemekte, kendi kendini de daha iyi hale getirmektedir. Birçok ÅŸeyler öğrenmekte, melekelerini geliÅŸtirmekte, ken­dinden dışarı çıkmakta ve kendi kendini aÅŸmaktadır. Bu geliÅŸim, iyi anlaşılırsa, mümkün olan bütün zenginliklerin toplanmasından çok baÅŸka bir deÄŸere sahiptir. İnsan, sahip olduklarından çok ne olduÄŸu ile deÄŸer ifade eder. Aynı ÅŸekilde, adaleti ileri götürmek, kardeÅŸliÄŸi geliÅŸtirmek, sosyal iliÅŸkileri daha insani bir ÅŸekilde düzenlemek, insanların bütün bunlar için sarf ettikleri çabalar, teknik geliÅŸmelerden daha önemlidir. Çünkü bunlar insanlığın yükselmesi için maddi bir temel oluÅŸturabilirler, fakat tek baÅŸlarına, onu ger­Ã§ekleÅŸtirmek için tamamiyle yetersizdirler. O halde beÅŸeri faaliyetin kuralı ÅŸudur: Bu faaliyet, Allah’ın tasarısı ve iradesi doÄŸrultusunda, insaniyetin gerçek iyiliÄŸine uygun olmalıdır ve birey olarak ele alınsın veya toplumun bir üyesi olarak ele alınsın insanın tüm yönelimine göre geliÅŸmesine izin vermelidir. Bununla beraber, çaÄŸdaÅŸlarımızdan bir çoÄŸu, beÅŸeri faaliyet ile din arasında sıkı bir baÄŸ bulunmasından korkuyor gibidirler: Bunu, insanların, toplumların ve bilimlerin özerkliÄŸi için bir tehlike olarak görmektedirler. EÄŸer, dünyevi gerçeklerin özerliÄŸinden, yaratılmış ÅŸeylerin ve toplumların kendi yasaları ve kendilerine özgü deÄŸerleri bulunduÄŸu insanın yavaÅŸ yavaÅŸ bunları tanımayı, bunlardan yararlanmayı ve bunları organize etmeyi öğrenmesi gerektiÄŸi kastediliyorsa böyle bir istek tamamiyle meÅŸrudur; bu sadece zamanımızın insanları tarafından ileri sürülüyor deÄŸil, aynı zamanda Yaratanın iradesine de uymaktadır. Her ÅŸeyin kendi yapısına, kendi gerçeÄŸine ve kendine has yetkinliÄŸe göre, kendi organizasyonları ve spesifik yasaları ile tesis edilmiÅŸ olması yaradılışın gereÄŸidir. İnsan, bütün bunlara saygı göstermek ve bilim ve tekniklerin her birine özgü yöntemleri tanımak zorundadır. O halde, bilimin meÅŸru özerkliÄŸinden yeterince haberi bulunmayan Hıristiyanlarca da mevcudiyetine tesadüf edilen bazı düşünce tarzlarına esef etmemize müsaade edilmelidir. UyuÅŸmazlık ve tanışma kaynağı bu düşünceler, birçok kafaları imanla bilim arasında çeliÅŸki bulunduÄŸunu sanmaya sevk etmiÅŸtir. Fakat eÄŸer "dünyevi olanın özerkliÄŸi(nden)" , yaratılmış gerçeklerin Allah’a baÄŸlı olmadığı ve insanın bunlar üzerinde Yaratana baÅŸ­vurmadan, tasarruf edebileceÄŸi kastediliyorsa, Allah’ın mevcudiyetini kabul eden herkes böyle bir tutumun yanlışlığını anlamaktadır. Çünkü Yaratansız, yaratılan kaybolmaktadır.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü dünyada Kilise 37-38)

Paskalya’ ya Hazırlık 4. Cumartesi

Haçın gücü.

Kutsal Yazılar, yüzyılların tecrübesiyle de mutabık olarak, insanlık ailesine, geliÅŸmenin insan için büyük bir nimet oluÅŸturmasına raÄŸmen, beraberinde ciddi bir kötülük eÄŸilimi de getirdiÄŸini öğretmektedir. Gerçekten, deÄŸerler hiyerarÅŸisi alt üst olup, kötülük iyi­likle karışınca, insanlar ve gruplar artık baÅŸkalarının yararlarına deÄŸil, sadece kendi menfaatlerine bakmaktadırlar. Böylece dünya henüz gerçek bir kardeÅŸlik alanı olarak görünmezken, öte yandan da insanın büyümüş olan gücü, insan türünü yok etmekle tehdit et­mektedir. Böyle bir felaketin nasıl üstesinden gelinebileceÄŸi sorulduÄŸu vakit, Hıristiyanlar, her gün gururun, insanın kendisine olan aşırı sevgisinin etkisiyle yıkıma uÄŸrama tehdidi altında bulunan bütün insani faaliyetlerin, haçla ve Mesih’in diriliÅŸiyle, paklanmaları ve mükemmel hale getirilmeleri gerektiÄŸini kabul etmektedirler. Gerçekten, Mesih tarafından kurtarılan ve Kutsal Ruh’ta yeni bir yaratık haline gelen insan, bizzat Allah’ın yaratmış olduÄŸu bu realiteleri sevebilir ve sevmelidir. Çünkü o, bunları Allah’tan almaktadır: Velinimetine şükretmekte, bir yoksulluk ve özgürlük ruhu içinde, yaratılıştan yararlanmakta ve ondan zevk almaktadır; o vakit, hiç bir ÅŸeyi olmayan ve her ÅŸeye sahip olan biri gibi, dünyaya gerçek olarak sahip kılınmaktadır. "Çünkü her ÅŸey size aittir, fakat siz Mesih’e aitsiniz, Mesih de Allah’a aittir" (I. Kor. 22-23). Kendisi ile her ÅŸeyin yapılmış bulunduÄŸu, Allah’ın Kelamı, kendisini beden yaptı ve insanların toprağında oturmaya geldi. Mükemmel insan olarak, dünya tarihine girdi, onu üstlendi ve kendin­de özetledi. Bizzat o bize Allah sevgidir diye açıklıyor ve aynı zamanda bize, insan mükemmeliyetinin ve dolayısıyla dünyanın deÄŸiÅŸmesinin temel yasasının yeni merhamet (charitas) buyruÄŸu olduÄŸunu öğretiyor. İlahi sevgiye inananlara, merhamet yolunun bütün insanlara açık bulunduÄŸu, evrensel bir kardeÅŸlik tesis etmek için sarf edilen çabanın boÅŸuna olmadığı inancını getiriyor. Bu sevginin yalnızca parlak eylemlerle deÄŸil, her ÅŸeyden önce hayatın günlük akışında aranması gerektiÄŸi hususunda da bizi uyarıyor. Günahkar olan biz hepimiz için ölmeyi kabul ederek, verdiÄŸi örnekle, bedenin ve dünyanın, adaleti ve barışı arayanların omuzları üzerine yüklediÄŸi bu haçı bizim de taşımamız gerektiÄŸini bize öğretiyor. DiriliÅŸiyle Rab olmuÅŸ bulunan ve kendisine gökte ve yeryüzünde bütün yetkilerin verilmiÅŸ olduÄŸu Mesih artık insanların yüreÄŸinde Ruh’unun gücüyle etkili olmaktadır. Orada sadece gelecek dünya özlemini uyandırmakla kalmıyor; aynı zamanda, insanlık ailesini kendi hayat koÅŸullarını iyileÅŸtirmeye ve bütün dünyayı bu sona tabi kılmaya iten bu yüksek dilekleri de canlandırıyor, arındırıyor ve güçlendiriyor. KuÅŸkusuz, Ruh’un armaÄŸanları çeÅŸitlidir; bazılarını cennet arzusu hakkında açıkça tanıklık etmeye ve beÅŸer ailesi içinde bu tanıklığı canlı tutmaya çağırmaktadır; diÄŸerlerini de insanların dünyevi hizmetine kendilerini adayarak görevleriyle göklerin ülkesinin malzemesini hazırlamaya çağırmaktadır. Fakat hepsini, bencil sevgiden vazgeçerek ve yeryüzünün bütün enerjilerini insan yaÅŸamının hizmetinde toplayarak, beÅŸeriyetin bütünüyle Allah’ı hoÅŸnut eden bir sungu halini alacağı bir geleceÄŸe doÄŸru atılmaları için özgür insanlar yapmaktadır.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü Dünyada Kilise, 39)

OlaÄŸan 21. Pazar

Gelecek dünyanın taslağı.

Yeryüzünün ve insaniyetin hangi zamanda biteceğini bilmiyoruz; evrenin ne şekilde değişeceği hakkında bilgimiz yok. Kuşkusuz günahla biçimi bozulup, geçiyor bu dünyanın yüzü; fakat öğrendik ki Allah, içinde adaletin bulunduğu, mutluluğu insan yüreğini şişiren bütün barış arzularını doyuran ve aşan yeni bir konut ve yeni bir toprak hazırlamış bulunuyor. O zaman ölüm yenilmiş olacak, Allah’ın oğulları Mesih’te dirilecekler ve zayıflık ve çürümüşlük içinde ekilmiş olan çürümezliğe bürünecektir. Merhamet ve eseri yerinde duracak ve Allah tarafından insanın iyiliği için meydana getirilen bütün bu yaratılış yokluğun esiri olmaktan kurtulacaktır. Açıkça uyarılmış bulunuyoruz: kendi kendini kaybettikten sonra, bütün dünyayı kazanmanın hiç bir yararı yoktur. Bununla beraber yeni toprağı beklemenin, yeryüzümüzü geliştirmek çabamızı azaltmaması, aksine teşvik etmesi gerekir: şimdiden gelecek dünyanın taslağını arz edebilecek olan, yeni insaniyet ailesinin bedeni orada boy atmaktadır. Dolayısıyla, her ne kadar yeryüzünün gelişmesi ile Mesih’in hükümdarlığının boy atmasını biri birinden itina ile ayırt etmek gerekiyorsa da, bu gelişme, toplumun daha iyi şekilde örgütlenmesine katkıda bulunabildiği ölçüde, Allah’ın ülkesi için büyük önem taşımaktadır. Gerçekten, insan haysiyeti, kardeşçe bütünleşme ve özgürlük gibi değerleri, Rabbin Ruh’u içinde ve onun buyruğuna göre yeryüzünde çoğaltacağız, doğanın ve özgürlüğümüzün bütün bu eşsiz ürünlerini daha sonra yeniden bulacağız. Fakat Mesih Pederine, "sınırsız ve sonsuz bir hükümdarlığı, yaşamın ve gerçeğin hükümdarlığını, inayetin ve kutsallığın hükümdarlığını, adalet, sevgi ve barışın hükümdarlığını" teslim ettiğinde, bunlar her türlü kirden arınmış, aydınlanmış, yeni bir şekil almış olacaklardır. Bu yeryüzünde Allah’ın ülkesi gizli bir şekilde şimdiden mevcuttur; Rab geldiğinde bu ülke mükemmeliyetine erişecektir.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü Dünyada Kilise, 40.45)

OlaÄŸan 28. Cumartesi

Ben alfa ve omega, birinci ve sonuncuyum.

Dünyevi kent ile semavi kentin tedahülü iman tarafından algılanamaz; hatta bu durum, Allah’ın oğullarının görkeminin tam olarak ifşasına kadar günahın etkisi ile karışan, beşer tarihinin gizemi olarak kalmaktadır. Kilise, kendine has amacını, selameti, takip ederken, sadece insanın ilahi hayata katılmasını sağlamamaktadır. Bir nevi bütün dünya üzerine aksettirerek, ışığını da saçmaktadır, bu, özellikle, insan haysiyetine şifa veriyor ve onu yükseltiyor, toplumun tecanüsünü güçlendiriyor ve insanların günlük faaliyetine daha derin bir yön ve anlam veriyor olmasından dolayı böyledir. Böylece, Kilise inanmaktadır ki, üyelerinden her biri vasıtasıyla olduğu gibi, kendisinin oluşturduğu cemaatin tümü vasıtasıyla da, insanlık ailesinin ve tarihinin daha insani olmasına büyük katkısı olmaktadır.Kilise, dünyaya yardımcı olurken ve ondan çok şey alırken tek bir amaç gütmektedir: Allah’ın hükümranlığının gelmesi ve insanlığın selametinin tesisi. Allah’ın halkının yeryüzündeki ziyareti sırasında, insanlık ailesine sağlayabileceği bütün iyilik, Allah’ın insana olan sevgisi gizini, hem gözler önüne seren, hem gerçekleştiren Kilisenin, "evrensel selamet gizemi" olmasından gelmektedir. Çünkü, kendisi ile her şeyin yapılmış olduğu, Allah Kelamı, kusursuz insan olarak, bütün insanları kurtarabilsin ve her şeyi kendisinde özetleyebilsin diye, kendi kendini beden yapmıştır. Rab, insanlık tarihinin nihai amacı, tarihin ve medeniyetin özlemlerinin yönelik bulunduğu nokta, insan türünün merkezi, tüm kalplerin sevinci ve arzularının tam olarak gerçekleşmesidir. O, Pederin ölüler arasından dirilttiği, yücelttiği ve yaşayanların ve ölülerin yargıcı olarak nasip edip, sağına oturttuğu kimsedir. O’nun Ruh’unda canlılığa kavuşmuş ve bir araya gelmiş olarak bizler, tarihin, O’nun sevgi tasarısı ile mükemmel bir uyum gösteren sonuna doğru yürüyoruz: Gökte olanı ve yeryüzünde olanı, her şeyi tek bir başın, Mesih’in, altında toplayarak, bütün evreni kavramak" (Ef. 1,10). Bunu Rabbin kendisi söylemektedir: "İşte gecikmeksizin geliyorum ve yanımda herkese, yapmış olacağına göre, vereceğim ücreti getiriyorum. Ben alfa ve omega, birinci ve sonuncu, başlangıç ve sonum". (Vah. 22, 13)

 

(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü Dünyada Kilise, 48, 1-4)

OlaÄŸan 3. Pazartesi

En yakında bulunan yakın.

Evlilik ahitleriyle artık iki deÄŸil, tek bir kimse olan erkek ve kadın, ÅŸahıslarının ve faaliyetlerinin yakın birliÄŸi ile karşılıklı yardım ve hizmet saÄŸlamaktadırlar; bu ÅŸekilde birliklerinin bilincine varmaktalar ve onu her gün biraz daha tamam olarak gerçekleÅŸtirmekte­dirler. İki ÅŸahsın karşılıklı bağışı olan bu sıkı birlik ve de çocukların iyiliÄŸi, eÅŸlerin tam bir sadakatini ÅŸart koÅŸmakta ve onların bir­liklerinin çözülmezliÄŸini gerektirmektedir. Rab Mesih, bir çok cephesi olan merhametin ilahi kaynağından çıkmış ve kendisinin Kilise ile olan birliÄŸine benzer olarak oluÅŸmuÅŸ bu sevgiyi kutsamalara boÄŸmuÅŸtur. Gerçekten, Allah eskiden halkının önüne bir sevgi ve sadakat ahdi ile çıkmıştır. Aynı ÅŸekilde ÅŸimdi, insanların Kurtarıcısı, Kilise’nin Güveyi, eÅŸlerin önüne evlilik gizemi ile geliyor. Onlarla birlikte kalıyor: nasıl ki O kendisi Kiliseyi sevmiÅŸse ve onun uÄŸruna kendisini teslim etmiÅŸse, aynı ÅŸekilde eÅŸler de, karşılıklı hibeleri ile sürekli bir sadakat içinde birbirlerini sevmelidirler. Gerçek karı koca sevgisi, ilahi sevgi mertebesine yükselmiÅŸtir; Mesih’in kurtarıcı gücü ve Kilise’nin selamet getiren faaliyeti, eÅŸleri etkili bir ÅŸekilde Allah’a kadar götürmek için, yüce babalık ve analık misyonlarında onlara yardım etmek ve onları güçlendirmek için, bu sevgiye yön vermekte ve onu zenginleÅŸtirmektedir. Bunun içindir ki Hıristiyan eÅŸler, durumlarının görevlerine ve saygınlığına uygun özel bir gizemle güçlendirilmiÅŸlerdir ve kutsanmış gibidirler. Onun etkisiyle, karı kocalık misyonlarını ve aileyi misyonlarını yerine getirerek, onların bütün iman, ümit ve merhamet yaÅŸamlarını dolduran Mesih’in Ruh’u içlerine nüfuz etmiÅŸ olarak, bu kimseler giderek kendi mükemmeliyetlerine ve karşılıklı kutlu­luklarına yaklaÅŸmaktadırlar; bu yolla, onlar Allah’ı gittikçe daha çok yüceltmeyi baÅŸarmaktadırlar. Ana babanın onlara örnek olması ve aile, dualarıyla yol göstermesi dolayısıyla çocuklar ve hatta aile çevresi içinde yaÅŸayan bütün kimseler muhabbet, selamet ve kutsallık yolunu daha kolaylıkla bulacaklardır. EÅŸlere gelince bunlar, baba ve ana olmak sıfatlarıyla saygınlık bulmuÅŸ olarak, en önde kendilerine düşen eÄŸitim, özellikle dini eÄŸitim görevlerini, daha büyük bir itina ile yerine getireceklerdir. Çocuklar, ailenin yaÅŸayan üyeleri olarak, kendilerine düşen tarzda ana babanın kutlulaÅŸmasına katkıda bulunmaktadırlar. Onların iyiliklerine minnettarlıklarıyla, ana baba sevgisiyle ve güvenleriyle karşılık vereceklerdir; onlara güç durumlarında ve yaÅŸlılıklarında içine düştükleri yalnızlıkta, çocuklara düşen ÅŸekilde destek olacak.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü Dünyada Kilise, 78, 1-5)

OlaÄŸan 31. Pazar

Gerçek barış.

Barış sadece bir savaÅŸ olmaması deÄŸildir, hasım güçler arasında bir denge kurulmasına indirgenemez, despotik bir hakimiyetten doÄŸmaz, fakat ona adaletin eseri adını vermek çok doÄŸru ve çok uygundur. O, insan toplumu içinde yer alması ilahi Kurucusu tara­fından öngörülmüş bir düzenin, daima daha mükemmel bir adaleti gerçekleÅŸtirmenin özlemini duyan insanlar tarafından gerçekleÅŸ­tirilecek bir düzenin ürünüdür. Gerçi, insaniyetin ortak yararının, temel planı içinde, ebedi yasa tarafından yönlendirildiÄŸi doÄŸrudur; fakat somut gerekleri konusunda, bu ortak yarar, zamanın akışı ile birlikte, sürekli deÄŸiÅŸikliklere tabidir. Dolayısı ile barış hiç bir zaman, ikinci bir defaya gerek bırakmayacak surette elde edilemez: durmadan tesis edilmeye muhtaçtır. Ayrıca insan iradesi ÅŸaÅŸabilir olduÄŸundan ve günahla malul bulunduÄŸundan, barışın gerçekleÅŸmesi herkesin daima ihtiraslarına hakim olmayı bilmesini ve meÅŸru otoritenin uyanık bulunmasını gerektirir.

Fakat bu yeterli deÄŸildir. Bu yeryüzünde barışın elde edilebilmesi için, ÅŸahısların rahatı güven altında olmalıdır; ÅŸahıslar kendilikle­rinden, güven içinde, düşünce ve yaratıcı dehalarının zenginliklerini biri birlerine iletmelidirler. BaÅŸka insanlara ve halklara ve de onların haysiyetine saygı göstermek hususunda saÄŸlam bir irade, kardeÅŸliÄŸin gerçek ÅŸekilde araÅŸtırılması barışın inÅŸası için zorunlu­dur. Bu ÅŸekilde barış, adaletin saÄŸladığı avantajlardan çok daha uzaÄŸa giden sevginin de ürünüdür. KomÅŸuya duyulan sevgiden doÄŸan yeryüzü barışı, Peder Allah’tan gelen Mesih’in barışının sureti ve sonucudur. Çünkü insan olmuÅŸ Allah’ın OÄŸlu, Barışın Prensi, haçı ile bütün insanları Allah’la barıştırdı. Herkesi, tek bir halkta ve tek bir bedende birleÅŸtirdi. Kendi bedeni içinde garazı boÄŸdu (bk. Ef. 2, 16; Kol. 1, 20. 22) ve diriliÅŸi ile yüceldikten sonra, insanların yüreÄŸine sevgi Ruh’unu saptı. Bu nedenle bütün Hıristiyanlar, barış için yakarmak ve onu inÅŸa etmek amacıyla gerçekten barışsever insanlara katılma üzere sevginin gerçekliÄŸi içinde yaÅŸamaya ısrarla çağırılmışlardır. Aynı Ruh’un etkisi altında, haklarına sahip olma için, baÅŸkalarının hak ve vecibelerine zarar vermeden yapılabildiÄŸi takdirde, ÅŸiddet eyleminden vazgeçerek, en zayıf olanların bile eriÅŸebilecekleri savunma çarelerine baÅŸvuranları övmekle yükümlüyüz.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü Dünyada Kilise, 82-83)

OlaÄŸan 31. Pazartesi

Barışı kurmak için kalpleri değiştirmek.

Barış ve silahsızlanma konusunda insanlar, kendi ruh hallerini ihmal ederek, yalnızca birkaç kiÅŸinin çabalarına güvenmemeye dikkat göstermelidirler. Çünkü, kendi uluslarının refahından sorumlu bulunan ve aynı zamanda evrenin iyiliÄŸine öncülük eden yöneticiler, halk yığınlarının kanaat ve duyguları ile sıkı sıkıya baÄŸlıdırlar. Husumet, küçük görme ve güvensizlik duyguları, ırk düşmanlıkları ve ideolojik taraftarlılar insanları biri birlerinden ayırdığı ve onları karşı karşıya getirdiÄŸi sürece, barışı inÅŸa etmek istekleri hiçbir iÅŸlerine yaramaz. İşte bunun için düşüncelerin eÄŸitimini ve kamu oyunun esinini süratle yenilemek zorunluÄŸu vardır. Kendilerini eÄŸitime vermiÅŸ olanlar, özellikle gençleri eÄŸitenler ve kamu oyunu oluÅŸturanlar, bütün zihinlere barış lehinde yeni duygu­lar nakÅŸetmeye en büyük görevleri gözüyle bakmalıdırlar. Bütün dünyayı ve de beÅŸeriyetimizi daha iyi bir hale getirmek için hep birlikte yerine getirmeye giriÅŸebileceÄŸimiz görevleri dikkate alarak, hepimiz kalbimizi deÄŸiÅŸtirmeliyiz. Fakat sahte bir umutla kendimizi aldatmayalım. EÄŸer düşmanlıklar ve kinler kovulmazsa, eÄŸer gelecekte evrensel barış için saÄŸlam ve dürüst bir antlaÅŸma yapılmazsa, zaten kritik bir durumda bulunan insanlık, sahip olduÄŸu hayranlık uyandıran bilime raÄŸmen, ölümün korkunç sükunetinden baÅŸka bir barış tanımayacağı o meÅŸum saate ulaÅŸmak tehlikesi içindedir. Fakat, böyle konuÅŸmasına raÄŸmen, zamanımızın kaygıları içine gömülmüş bulunan, Mesih’in Kilisesi, çok saÄŸlam bir umudunu terk etmiÅŸ deÄŸildir. Devrimize, hiç durmadan, her durumda, Havarinin mesajını sunmak istemektedir: Kalplerin ihtida etmesi için, iÅŸte ÅŸimdi uygun zamandır, iÅŸte ÅŸimdi kurtuluÅŸ günüdür (II. Kor. 6,2). Barışı kurmak için, her ÅŸeyden önce, insanlar arasındaki anlaÅŸmazlık nedenlerini söküp atmak gerekir; çünkü, baÅŸta haksızlıklar olmak üzere, savaÅŸları körükleyenler bunlardır. Bunlardan çoÄŸu ekonomik açıdan pek büyük eÅŸitsizliklerden ve bunlara lüzumlu çareleri bulmakta gecikmekten ileri gelmektedir. DiÄŸer bazıları da egemen olma düşüncesinden, kiÅŸileri küçük görmekten ve eÄŸer bunun derindeki nedenlerini arayacak olursak, kıskançlıktan, güvensizlikten, gururdan ve diÄŸer bencil hırslardan doÄŸmaktadır. İnsan, bu kadar çok kargaÅŸaya tahammüle muktedir olmadığı için, savaÅŸ patlamış olmasa da, dünya sürekli olarak rekabetler ve ÅŸiddet hareketleri ile zehirlenmektedir. Ayrıca bu dertler uluslararası iliÅŸkilerde de kendini gösterdiÄŸinden, bunlara hakim olmak veya bunları önlemek için ve kontrolsüz kalmış ÅŸiddet hareketlerini bastırmak için, uluslararası kurumların geliÅŸmeleri ve iÅŸbirliÄŸini ve eÅŸgüdümü güçlendirmeleri kesinlikle gereklidir; yine barışa öncü olan örgütlerin kurulmasını bıkmadan usanmadan teÅŸvik etmek zorunludur.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü Dünyada Kilise, 88-90)

Olağan 31. Salı

Aç olanla ekmeğini paylaş.

Hıristiyanlar isteyerek ve bütün kalpleriyle uluslar arası düzenin inşa edilmesine katkıda bulunmaktadırlar. Bunun meşru özgürlüklere dürüstçe saygı gösterilerek ve herkesle dostça bir kardeşlik içinde yapılması gerekir. Bunun yapılmasını daha da gerekli kılan, dünyanın en büyük parçasının, hala, Mesih’in yoksul insanların şahsında tabir caiz ise yüksek sesle şakirtlerinin merhametini dilemesini gerekli kılacak derecede bir yoksulluktan, acı çekiyor olmasıdır. Bu utanılacak durumu insanlara reva görmemelidir Bazı uluslar büyük bir bolluktan yararlanırken, ve vatandaşlarının çoğunluğu Hıristiyan etiketini üzerlerinde taşırken, öteki uluslar zaruri olandan yoksundurlar ve açlık, hastalık ve her türlü sefalet içinde kıvranmaktadırlar. Gerçekten yoksulluk ve merhamet düşüncesi, Mesih’in Kilisesinin övüncesi ve ayırıcı vasfıdır. O halde, başka insanlara ya da başka toplumlara yardım götürmeyi kendiliklerinden teklif eden Hıristiyanları, özellikle gençleri, övmek ve onlara destek olmak gerekir. Ve hatta, episkoposların sözlerini ve gösterdikleri örnekleri izleyen, Allah’ın bütün toplumuna, gücünün izin verdiği ölçüde, bu zamanın sefaletini hafifletmek düşer; ve bunu, Kilise’de eski bir adet olduğu üzere, yalnızca artandan alarak değil, gerekli olandan da arttırarak yapmalıdır.

Yardımları toplama ve dağıtma şekli, katı ve tek tip olarak düzenlenmemek gerekirse de, yine de diyosezlerde, her ulusta ve dünya düzeyinde iyi bir şekilde organize edilmelidir. Uygun görünen her yerde Katoliklerin faaliyeti, diğer Hıristiyan kardeşlerin faaliyetiyle birleşecektir. Gerçekten, merhamet esprisi, sosyal faaliyetin ve hayır işlerinin öngörülü ve düzenli bir şekilde yapılmasını engellememelidir, aksine bunu gerekli kılmaktadır. O halde, gelişmekte olan ulusların hizmetine kendini vermek isteyen insanların, uygun kurumlarda eğitim görmeleri gereklidir. İnsanlar arasında iş birliğini teşvik ve tahrik etmek için, Kilise kesinlikle uluslar cemaatinde hazır bulunmalıdır; bu, hem resmi organlar aracılığı ile, hem de bütün Hıristiyanların, sırf herkesin hizmetinde olmak isteğinden esinlenen, tam ve dürüst bir işbirliği ile olmalıdır. Eğer bizzat müminler, bir insan ve bir Hıristiyan olarak sorumluluklarının bilincinde olurlar da, uluslararası cemiyetle cömertçe bir işbirliği arzusunu kendi çevrelerinde yaratmaya çalışırlarsa, bu sonuca daha etkili bir şekilde varılacaktır. Bu bakımdan, dini eğitimde ve yurttaşlık eğitiminde gençlerin yetiştirilmesine özel bir dikkat gösterilecektir. Nihayet, Katoliklerin uluslararası cemiyette rollerini iyi bir şekilde yerine getirebilmeleri için, gerek aynı evanjelik merhameti besleyen münferit kardeşlerle, gerek hakiki bir barışı arzu eden bütün insanlarla aktif ve olumlu bir işbirliğini aramalarını temenni etmek gerekir.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Kilise’ nin Misyonerlik Faaliyeti, 4,5)

Çobanlar için Genel Duaları

"Bütün uluslardan şakirtler yapın!"

Rab İsa, dünya için özgürce hayatını vermeden önce, havarilik görevini organize etmiÅŸ ve Kutsal Ruh’u göndermeyi vaat etmiÅŸtir ki bu görev ve bu misyon, kurtuluÅŸ eserini gerçekleÅŸtirmek için daima ve her yerde iÅŸtirak halinde bulunsun. Her devirde, tüm Ki­lise’yi, komünyonda ve görevde birleÅŸtiren ve onu çeÅŸitli hiyerarÅŸik ve karizmatik yeteneklerle donatan Kilise’dir. Onların ruhu olarak, Kilise kurumlarına hayat vermekte ve müminlerin kalbine, bizzat Mesih’i teÅŸvik etmiÅŸ olan o misyoner coÅŸkusunu koymuÅŸtur. Her zaman apostolik faaliyetle birlikte olduÄŸu ve çok çeÅŸitli ÅŸekillerde ona yön verdiÄŸi gibi, bazen de gözle görülür ÅŸekilde bu faaliyete takaddüm etmektedir. Görevinin baÅŸlangıcın dan itibaren, Rab İsa, istediklerini yanına çağırdı ve onlardan on ikisini kendisinin arkadaşı olsunlar diye ve vaaz etmeye göndermek için seçti. Bu ÅŸekilde Havariler yeni İsrail’in tohumları oldular ve aynı zamanda hiyerarÅŸinin menÅŸeini oluÅŸturdular. Daha sonra, tek bir defada, ölümü ile ve diriliÅŸi ile, kendi ÅŸahsında bizim kurtuluÅŸumuzun ve evrensel yeni yapının gizemlerini gerçekleÅŸtirdiÄŸinde, gökte ve yeryüzünde her türlü yetkiyi almış bulunan Rab, göğe yükseltilmeden önce selametin sakramenti olarak Kilise’yi kurdu. Kendisinin Peder tarafından gönderilmiÅŸ olduÄŸu gibi, o da Havarilerini bütün dünyaya göndererek onlara ÅŸu emri verdi: "Haydi gidin, bütün uluslardan ÅŸakirtler yapın, onları Peder’in ve OÄŸul’un ve Kutsal Ruh’un adına vaftiz edin; ve size vermiÅŸ olduÄŸum bütün buyrukları muhafaza etmeyi onlara öğretin" (Mat. 28, 19 vs). Böylece, Kilise’ nin görevi, Mesih tarafından getirilmiÅŸ olan imam ve kurtuluÅŸu yaymaktır: rahiplerin yardımcı oldukları ve Kilise’nin en yüksek çobanı Petrus’ un halefi ile birlik olan episkoposlar sınıfına Havariler tarafından miras olarak bırakılmış kesin vekalet gereÄŸince ve de Mesih’in üyelerine nakletmiÅŸ olduÄŸu yaÅŸam atımı gereÄŸince. İşte Kilise’ nin misyonunu gerçekleÅŸtirmek için yaptığı faaliyet budur. Kilise, Kutsal Ruh’un lütfu ile ve Tanrı sevgisi ile harekete geçirilmiÅŸ olarak Mesih’in buyruÄŸuna itaat etmektedir. Bütün insanlarda ve bütün halklarda gerçekten mevcut olarak, yaÅŸamını örnek olarak sunmakla, vaazlarla, gizemlerle ve baÅŸka inayet yollarıyla onları imana, özgürlüğe ve Mesih’in barışına doÄŸru götürmektedir. Bu ÅŸekilde, onları Mesih’in gizine tam olarak iÅŸtirak ettirmek için özgür ve güvenli bir yol olarak kendini onlara göstermektedir.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Kilisenin Misyonerlik Faaliyeti. 23-24)

3 Şubat, Aziz Oskar Bayramı

Kilise’ nin misyonerlik görevi.

İmanı yaymak görevi, her birine düşen ölçüde, Mesih’in bütün şakirtlerine düşer. Bununla beraber, şakirtleri arasından, Mesih Rab, daima, kendisi ile olmaları için ve pagan uluslara vaaz etmeye göndermek için istediklerini çağırmaktadır. Bu nedenle, Kilisenin yararı için, özel yetenekleri istediği gibi paylaştıran Kutsal Ruh vasıtasıyla, Mesih bazılarına misyonerlik eğilimi telkin etmektedir. Ve aynı zamanda, Kilise içinde, bütün Kilise’ye düşen bu İncil’i duyurmak mükellefiyetini kendi özel görevleri olarak kabul eden Enstitüler ortaya çıkarmaktadır. Gerçekten, yerli olsun, yabancı olsun, rahip, din adamı veya layık olsun, mizaçları, yetenekleri ve becerileri ile misyonerlik işini yüklenmeye hazır olan kimseler özel bir yönelimle ayrılırlar. Meşru otorite tarafından gönderilince, iman ve itaat içinde, Mesih’ten uzakta bulunanlara doğru yola çıkarlar; bu kimseler, paganların Allah tarafından kabul edilen, Kutsal Ruh tarafından kutlulaştırılan bir takdime olmaları için, İncil’in hizmetkarları olarak, çağrılmış oldukları görev için bir tarafa ayrılmışlardır. Çağıran gerçek Allah’tır, fakat insan ona, her türlü beşeri nedenin dışında, tümüyle İncil’in işine bağlanacak şekilde yanıt vermelidir. Oysa bu yanıtın verilmesi, ancak Kutsal Ruh bunu teşvik ederse ve bunun için güç verirse, mümkündür. Çünkü gönderilen kimse, hizmetkar durumunu alarak kendini soymuş olan Kimsenin yaşamı ve misyonu içine girmektedir. O halde misyoner, hayat boyunca yöneliminde ısrar etmeye, kendinden ve o zamana kadar sahip olduğu bütün şeylerden vazgeçmeye ve herkes için her şey olmaya hazır olmalıdır. Uluslar arasında İncil’i duyururken, onu kendi elçisi olmakla görevlendirmiş bulunan Mesih’in gizemini güvenle tanıtmalıdır; Haç ayıbından dolayı kızarmadan, gerekli bütün yüreklilikle onda konuşmalıdır. Yumuşak ve alçak kalpli olan, Hocasının izlerini takip etmekle, onun boyunduruğunun taşınmasının kolay ve yükünün hafif olduğunu gösterecektir. Gerçekten İncil’e uygun bir hayata, gevşemeyen bir metanete, sabra, yumuşaklığa, özverili bir yardımseverliğe sahip olmakla, ve bu, gerekli olduğunda, kanını dökünceye dek, böyle olursa, Rabbine tanıklık etmiş olacaktır. Onu sınayan bütün üzüntülerde ve en derin sefalette, muazzam bir sevinç bulunduğunu keşfedebilmek için Allah’tan güç ve cesaret alacaktır.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Episkoposların Kiliselerdeki Çobansal Görevleri üstüne,12-13,16)

23 Mart Aziz Mongrovejo’ lu Turibius Bayramı

Rab episkoposları, herkese İncil yolunu göstermek için göndermiştir.

Öğretim görevlerinin icrası sırasında, episkoposlar, insanlara Mesih’in İncil’ini duyurmalıdırlar: en önemli işlevleri arasında, hakim durumda olan budur; Ruh’un gücüyle onları imana davet etmeli ya da onları canlı bir imanla güçlendirmelidirler; onlara Mesih’in tüm gizemini, yani Mesih’in kendisini bilmeksizin bilinemeyecek olan o gerçekleri sunmalıdırlar; Allah’ın yüceltilmesine imkan vermek ve dolayısıyla ebedi mutluluğun elde edilmesi için onlara Allah tarafından açıklanan yolu da göstermelidirler. Episkoposlar ayrıca yeryüzündeki gerçeklerin ve beşeri kurumların da amaçlarının, Allah’ın tasarısına göre, insanların selametinden ibaret olduğunu ve dolayısıyla Mesih’in bedeninin inşasına büyük ölçüde katkıda bulunabileceklerini göstermelidirler. Demek ki, Kilise’nin doktrinine göre, özgürlüğü ve bedensel yaşamıyla birlikte insana, aileye ve aile birliğine ve istikrarına, çoğalmayı sağlama ve eğitme görevine, yasaları ve meslekleriyle birlikte sivil topluma, çalışmaya ve dinlenme zamanlarına, sanatlara ve tekniklerine, yoksulluğa ve bolluğa ne kadar değer verilmesi gerektiğini öğreteceklerdir. Nihayet, maddi zenginliklere sahip olunması, bunların çoğalması ve adil bir şekilde dağılımı, barış ve savaş, bütün halkların bir kardeşler cemaati oluşturması ile ilgili çok ciddi sorunların nasıl çözüleceğini açıklayacaklardır. Episkoposlar Hıristiyan doktrinini günün gereklerine uygun bir şekilde, yani insanların karşılarına en çok çıkan ve onları en çok bunaltan güçlüklere ve sorunlara cevap vererek sunacaklardır. Müminlere de bu doktrini savunmalarını ve yaymalarını öğreterek aynı zamanda onu koruyacaklardır. İletilmesi sırasında, inançlı olsun veya olmasın, Kilise’nin bütün insanlara duyduğu anne ilgisini vurgulayacaklardır ve özellikle yoksullar ve basit insanlar üzerinde duracaklardır; Rab onları, bu kimselere İncil yolunu göstermek için göndermiştir. Babalık ve çobanlık işlevlerini yerine getirirlerken, episkoposlar halklarının ortasında hizmet eden kimseler gibi yaşayacaklardır; koyunlarını tanıyan ve koyunlarının tanıdıkları iyi çobanlar olacaklardır; herkese karşı sevgi ve fedakarlık dolu gerçek birer baba olacaklardır, öyle ki Allah’ın onlara emanet etmiş olduğu otoriteyi herkes minnettarlıkla kabul etsin. Sürülerinin oluşturduğu tüm aileyi, herkesin, görevlerinin bilincinde olarak, bir tanrı sevgisi komünyonu içende yaşamasını ve hareket etmesini sağlayacak şekilde, bir araya toplayacak ve eğiteceklerdir. Buna etkili bir şekilde erişebilmek için, "her hayır işine hazır olan ve seçilmişler için her şeye tahammül eden" (II. Tim. 2, 21) episkoposlar, hayatlarını zamanlarının ihtiyaçlarına uygun olacak şekilde düzenleyeceklerdir.

              

(İkinci Vatikan Konsili, Rahiplerin Görev ve Yaşamı Üstüne, 12)

Bir Rahip için Genel Duaları

Kutsallığa çağrı

Ruhbaniyet sakramenti, rahipleri en yüksek kahin olan Mesih’e benzer kılarak, bunları, BaÅŸ olan kimsenin vekilleri yapmaktadır; bu vekiller, Kilisenin oluÅŸturduÄŸu onun tüm Bedenini yetiÅŸtirmek ve inÅŸa etmekle yükümlüdürler; böylece episkoposluk düzeninin iÅŸ ortağı olmaktadırlar. Bunlar daha önce, vaftiz kutsaması sırasında, bütün Hıristiyanlar gibi, öyle bir yönelim ve inayetin belirtisine ve yeteneÄŸine mahzar olmuÅŸlardır ki Rabbin: "O halde siz, semavi pederinizin mükemmel olduÄŸu gibi mükemmel olunuz," (Mat. 5,48) sözüne uygun olarak, beÅŸerin zafiyetine raÄŸmen, mükemmeliyete doÄŸru yönelmek gücüne ve görevine sahiptirler. Fakat rahipler, özel bir sebeple bu mükemmeliyete eriÅŸmek zorundadırlar; Ruhbaniyet gizemi ile onlar, ebedi kahin Mesih’in araçları olmak üzere, yeni bir ÅŸekilde Allah’a adanmışlardır; rahipler, onun üstün kudreti içinde bütün beÅŸeriyeti bir araya toplayan faaliyetini zaman boyunca sürdürmek için yetkili kılınmışlardır. Her rahip, kendine göre, bizzat Mesih’in yerini tuttuÄŸuna göre, özel bir inayetle de donatılmıştır; bu inayet onu, kendisine emanet edilmiÅŸ olan insanlara ve Allah’ın tüm halkına hizmet suretiyle, temsil ettikleri kimsenin mükemmeliyetine doÄŸru yönelmeye daha yetenekli kılmaktadır; yine bu inayet vasıtasıyladır ki onun bedensel in­san olmaktan gelen zafiyeti, bizim için, "kutsal, lekesiz, hiç bir kusuru olmayan, günahkarlardan uzaklaÅŸmış" (İbra. 7, 26) büyük Kahin olan kimsenin kutsiyeti sayesinde ÅŸifa bulmuÅŸtur. Peder’ in "kutlu kılmış ve dünyaya göndermiÅŸ olduÄŸu Mesih, bizim bütün kusurlarımızın fidyesini ödemek, bizi kendi halkı, iyilik yapmak için tutuÅŸan bir halk yapmak üzere paklamak amacıyla, bizim uÄŸrumuzda kendini verdi" (Tit. 2. 14). Böylece, acılar yoluyla, ihtiÅŸamı içine girdi. Buna benzer ÅŸekilde, Kutsal Ruh’un etkisiyle adanmış (kutsanmış) ve Mesih tarafından gönderilmiÅŸ olan rahipler bedensel tutumlarını öldürürler ve kendilerini tümüyle insanlara hizmet için borçlu sayarlar: iÅŸte Mesih’te donanmış bulundukları ve onlara Mükemmel insana yaklaÅŸmak imkanını veren kutsiyet bu­dur. Böylece, Ruh’un ve adaletin görevini yerine getirmekle, bunu yaparken onlara hayat veren ve onlara yol gösteren Mesih’in Ruhu’na itaatkar olmak ÅŸartıyla, tinsel hayata kök salmaktadırlar. Onların yaÅŸamını mükemmeliyete yönelten ÅŸey, her günkü Iitürjik eylemlerdir. Ve de episkoposlarla ve diÄŸer rahiplerle bir bütün halinde yerine getirdikleri görevdir. Rahiplerin kutsiyeti, onların yerine getirdikleri görevi verimli kılmakta temel katkıyı oluÅŸturur; kuÅŸkusuz, Allah’ın inayeti kurtuluÅŸ eserini liyakatsiz vekiller vasıtası ile de gerçekleÅŸtirebilir; bununla beraber, mutlak olarak, Allah, harikalarını, Kutsal Ruh’un dürtüsüne ve rehberliÄŸine gerçekten sadık insanlar aracılığı ile, Mesih’le sıkı birliklerinin ve yaÅŸamlarının kutsallığının onlara, Havari ile birlikte; "Yaşıyorum, fakat artık bende yaÅŸayan ben deÄŸil, Mesih’tir" (Gal. 2,20) demek imkanını verdiÄŸi insanlar aracılığı ile göstermeyi tercih etmektedir.

 

(İkinci Vatikan Konsili, Dini Yaşamda Yenilik, 13. 6,12)

Bakirelerin Genel Duaları

Mesih’i izlemek.

Kilisenin başlangıcından beri, İncil’in öğütlerini uygulayarak, Mesih’i daha büyük bir özgürlük içinde takip etmek ve onu daha büyük bir titizlikle taklit etmek isteyen ve, her biri kendine göre, Allah’a adanmış bir yaşam sürmek isteyen kadın ve erkekler olmuştur. Bunlardan bir çoğu, Kutsal Ruh’un dürtüsü ile, inzivada yaşamış ya da Kilise’nin memnuniyetle kabul ettiği ve otoritesine dayanarak onayladığı dini aileler kurmuşlardır. Bu noktadan hareketle, hayranlık uyandıran bir dini cemiyetler demeti ilahi bir şekilde çoğalmıştır. Bunlar sadece Kilisenin "her türlü hayır işi için mücehhez olmasına ve görevin içine giren işlerin yerine getirilmesi ve Mesih’in bedeninin inşası için hazır bulunmasına değil," (bk. 2. Tim. 3, 17) fakat Kilise’nin, "güveyi için süslenmiş bir nişanlı kız gibi," (Vah. 21, 2) çocuklarının değişik yetenekleriyle güzelleşmiş olarak görünmesine ve "Allah’ın hikmetimin çok çeşitli cephelerini tanıtmasına da," (bk. Ef. 3, 10) büyük ölçüde katkıda bulunmuştur. Böyle bir yetenek çeşitliliği içinde, İncil’in öğütlerini uygulamaları için Allah’ın çağırmış olduğu ve bunu sadakatle yapan bütün kimseler, "haç üzerinde ölünceye kadar" (bk. Fil. 2, 8) gösterdiği itaatkarlıkla insanların fidyesini ödemiş ve onları kutlulaştırmış olan, temiz ve yoksul Mesih’i izleyerek, özel bir şekilde kendilerini Rabbe adamaktadırlar. Kutsal Ruh tarafından onların kalbine saçılan bu sevginin dürtüsü ile her gün biraz daha fazla Mesih için ve "Kilise’nin oluşturduğu onun bedeni" için (Kol. 1, 24) yaşamaktadırlar. Bütün mevcudiyetlerini kucaklayan, bu, kendilerini bağışlamak eylemi vasıtasıyla, ne kadar ateşli bir şekilde kendilerini Mesih’le birleştirirlerse, Kilise’nin yaşamı o kadar zengin olur ve onun havarilik görevi o kadar güçlenir ve verimli hale gelir. Bütün dini kurumların üyeleri her şeyden önce şunu hatırlamalıdırlar ki İncil’in öğütlerini benimseyip uygulamakla, ilahi bir yönelime cevap vermiş olmaktadırlar. Böylece sırf günaha ölmüş değil, fakat dünyadan vazgeçmiş de olup artık yalnızca Allah için yaşamalıdırlar. Gerçekten bütün yaşamlarını onun hizmetine adamışlardır. Bu, vaftiz adaması içine derin bir şekilde kök salmış ve onu bütün tamamiyetiyle ifade eden özel bir adayış oluşturur. İncil’in öğütlerini benimsemiş olanlar, her şeyden önce, bizi ilk olarak sevmiş olan , Allah’ı aramalı ve sevmelidirler; bu kimseler, her şart altında, Mesih’le Allah’ta saklı yaşamlarını geliştirmeye gayret göstermelidirler, çünkü dünyanın kurtuluşu ve Kilise’nin inşası için yakınına sevgi bu yaşamdan itibaren doğmakta ve kendini kabul ettirmektedir. Yine bu Tanrı sevgisindedir ki İncil’in öğütlerini uygulama ilhamını ve yönünü bulmaktadır. Din adamlarının benimsemiş oldukları, göklerin ülkesi sebebiyle temiz, dürüst olma, inayetin büyük bir bağışı olarak görülmelidir. Gerçekten bu temizlik, insanın yüreğini, Allah’a ve bütün insanlara karşı sevgi ile tutuşması için, özel bir şekilde serbest kılmaktadır. Bu nedenle o, semavi zenginliklerin özel bir işareti ve de din adamlarının tanrı hizmetine ve havarilik faaliyetlerine kendilerini sevinç içinde adamaları için çok etkili bir araçtır. Böylelikle bu kimseler, Allah tarafından tesis edilmiş olup gelecek devirde kendini açıkça gösterecek o hayranlık uyandıran birliği, kendisi vasıtasıyla Kilisenin Mesih’i tek güveyi olarak tanıdığı birliği, bütün Hıristiyanların gözleri önünde canlandırmaktadırlar.

 


<b>Yazıcı için</b>Yazıcı için