|
Kilise Babaları
(1962 - 1965) Episkoposların katılışı yönünden en geniş olan bu konsil, 11 Ekim 1962 tarihinde açıldı. 1. kararname devresi 8 Aralık 1962’de tamamlandı. Sonraki devreler, 29 Eylül’den 4 Aralık 1963’e kadar ve 14 Eylül - 8 Aralık arası sürdü. Konsil, çok sayıda belgelerle doktrin ve ahlak konularını da tartıştı. Kilise’nin bugünkü dünyadaki görevlerinden söz etti. Konsil 4 belge, 9 kararname ve 3 açıklama ilan etti.
(İkinci Vatikan Konsili, Kilise Hakkında Dogmatik Yasa, 2.16) Olağan 2. Çarşamba Halkımın Kurtarıcısı olacağım. Ebedi Peder, hikmetinin ve iyiliğinin eseri olan tamamen özgür, gizemli tasarısıyla tüm dünyayı yarattı ve insanları ilahi yaşamına katılma mertebesine yükseltmeye karar verdi. Adem’in şahsında düşmelerinden sonra onları terk etmedi; "gözle görülemeyen Allah’ın sureti, bütün yaratılmışlardan önce ilk doğmuş olan" (Kol. 1, 15) kurtarıcı Mesih’in gelmesine kadar onlara selametleri için gerekli yardımları sağlamaktan geri kalmadı. Bütün seçtiklerini, Peder, bütün asırlar öncesinden, "onları önceden tanıdı, onların Oğlunun sureti olmaları için ayırdı, bu Oğul’u bir kardeşler kalabalığının abisi yapmak için" (Rom. 8,29). Ve Mesih’e bütün inananları Kutsal Kiliseyi oluşturmak için bunları bir araya gelmeye çağırma kararını verdi. Dünyanın başlangıcından beri önbelirtilerle haberi verilmiş olan Kilise, İsrail halkının tarihinde ve Eski Ahit’te mucizevi bir şekilde hazırlanmıştı ve son zamanlarda Kutsal Ruh’un bolca indirilişi ile kuruldu ve asırların sonunda, görkem içinde tamamlanacaktır. O vakit, Ataların öğretmiş oldukları gibi Adem’den beri bütün doğru kimseler, "doğrucu Habil’ den sonuncu seçilmişe kadar" evrensel Kilise’de Peder’in yanına toplanacaklardır. Henüz İncil’i kabul etmemiş olan insanlar çeşidi ilişkilerle Allah’ın halkına bağlanmış bulunmaktadırlar. İlk olarak, kendisine ahitler ve vaatler verilmiş olan ve Mesih’in bedence kendisinden doğmuş bulunduğu halk gelmektedir (Bak. Rom. 4, 4-5); bu halk, seçilmiş olmasının da gösterdiği gibi, ataları nedeniyle çok sevilmiştir, çünkü Allah’ın bağışları ve çağrısı geri alınamaz (Bak. Rom. 11,28-29). Fakat kurtuluş tasarısı Yaratanı tanıyan insanları da içine almaktadır; ilk olarak, İbrahim’in yasasını kabul edip bizimle birlikte tek, bağışlayıcı, sonuncu günde beşeriyeti yargılayacak olan Allah’a ibadet eden Müslümanları. Bilinmeyen Allah’ı gölgeler ve resimler içinde arayan öteki kimselere gelince, Allah onlardan da uzakta değildir; çünkü herkese hayat, soluk ve bütün her şeyi veren O’dur (bk. Hav. İş. 17, 25-28), çünkü Kurtarıcı olarak bütün insanların kurtulmasını istemektedir (bk. I. Tim. 2,4). Gerçekten hiç bir kusurları olmaksızın Mesih’in İncil’ini ve onun Kilise’sini tanımamış olan, fakat samimi bir kalple Allah’ı arayan ve inayetin etkisi altında O’nun, vicdanlarının emirleriyle tanıdıkları, iradesini yerine getirecek şekilde hareket etmeye çalışan kimseler de ebedi kurtuluşa kavuşabilirler. Tanrı, kendi kusurları olmaksızın, henüz açık bir Allah bilgisine erişememiş olup, doğru bir hayat sürmeye çalışanlardan;
(İkinci Vatikan Konsili, Kilise Hakkında Dogmatik Yasa, 4.12) Paskalya 7. Çarşamba Ruh ve Kilise. Peder’ in yer yüzünde gerçekleştirmekle Oğlunu görevlendirmiş olduğu iş (bk. Yuh. 17, 4) yerine getirildikten sonra, Pentekost günü Kutsal Ruh, sürekli olarak Kilise’yi kutsallaştırmak ve böylece müminlere tek Ruh içinde Mesih vasıtasıyla Peder’e doğru yol açmak üzere gönderildi (bk. Ef. 2,18). Bu Ruh, Hayat Ruh’udur, ebedi hayat için fışkıran kaynaktır (bk. Yuh. 4, 17, 7,38-39), Peder’in günahtan ölmüş olan insanlara onların ölümlü bedenlerini Mesih İsa’da diriltmesine kadar hayat vermek için yararlandığı Ruh’tur (bk. Rom. 8, 10-11). Ruh, Kilisede ve bir tapınakta oturur gibi müminlerin yüreklerinde oturmaktadır (bk. 1. Kor. 3, 16; 649), onların içinde dua etmekte ve onların Allah’ın oğlu olmalarına tanıklık etmektedir (bk. Gal. 4,6;Rom. 8,15-16 ve 26). Ruh, tüm gerçeğe doğru götürdüğü (bk. Yuh. 16, 13) komünyon ve rahiplerin görevleri vasıtasıyla birleştirdiği bu Kilise’ye faaliyet araçlarını sağlamakta ve onu farklı hiyerarşik ve karizmatik yeteneklerine doğru yöneltmekte ve meyveleriyle onu süslemektedir (bk. Ef. 4, 11-12; 1. Kor. 12,4;Gal. 5,22). Sonuçta Kutsal Ruh İncil’in gücü ile Kilise’yi gençleştirir, yeniler ve O’nu Damadı sayılan Mesih İsa ile mükemmel bir biçimde bütünleştirir. Bu nedenle Ruh ve Gelin Kilise, Mesih İsa’ya gel demektedirler (bk. vah. 22, 17). Bu şekilde Kilise "Peder’in, Oğul’un ve Kutsal Ruh’un birliğine benzer şekilde birleşmiş bir halk" olarak görünmektedir. Kutsal Ruh’ ta meshedilmiş (bk. I. Yuh. 2. 20. 27) müminlerin cemaati imanda aldanamaz. Kilise, "episkoposundan en son layık müminine kadar" iman ve töre konusunda evrensel bir mutabakat gösterdiğinde, halkın bütününe ait olan doğa üstü iman duygusu sayesinde, bu ayrıcalığı sergilemektedir. Gerçekten, hakikat Ruh’unun uyandırmış olduğu ve ayakta tuttuğu bu iman duygusu dolayısıyla Allah’ın halkı sadakatle boyun eğdiği Kilise’nin yetkisi rehberliğinde artık insanlardan gelmekte olan bir söze muhatap olmuyor: o gerçekten Allah’ın sözüne muhatap olmaktadır. İlk ve son olarak azizlere intikal etmiş bulunan imana sağlam bir şekilde intibak etmekte, muhakemesinin doğruluğu sayesinde ona daha derinden nüfuz etmekte, yaşamında onu tam bir şekilde uygulamaktadır. Gizemler ve kutsal görevlerle Allah’ın halkını kurtuluş yoluna sokmakla ve ona rehberlik etmekle, onu erdemlerle süslemekle yetinmemektedir. Ayrıca "herkese kendi iradesine göre yetenekler dağıtmaktadır" (1. Kor. 12, 11) yani her kategoriden müminler arasında, özel lütuflar da dağıtmaktadır; bunlar: Her biri herkesin iyiliği amacıyla (I. Kor. 12,7) Ruhu açığa vurmak yeteneğini alıyor, sözüne uygun olarak, Kiliseyi yenilemek ve geliştirmek için yararlı çeşitli teşebbüs ve görevler yüklenmek konusunda yetenekli ve yararlanılır kılmaktadır. Bazıları daha göz kamaştırıcı, bazıları daha sade ve daha yaygın olan bu karizmalar esas itibariyle Kilise’nin ihtiyaçlarına uyarlı ve yararlı oldukları göz önüne alınarak, şükredilerek bu teselli ile kabul edilmelidirler.
(İkinci Vatikan Konsili, Kilise Hakkında Dogmatik Yasa, 9) Paskalya Hazırlık 5. Perşembe Kilise, insanlar arasında selamet işaretidir. Bu Yeni Ahdi tesis eden Mesih’tir, çünkü bu ahit onun kanıyla olan Yeni Ahit’tir (lık. 1. Kor. İİ, 23). Yahudilerden ve pagan uluslardan gelmiş bir kalabalığı, bedene göre değil, Ruh içinde birliğe ulaşsın diye ve Allah’ın yeni halkı olsun diye çağırmıştır. Gerçekten, Mesih’e inananlar, ölümlü değil ölümsüz bir tohumdan yani Tanrı’nın diri ve kalıcı olan sözü aracılığıyla yeniden doğdular (bk. I. Petrus. 1, 23); bedenden değil, sudan ve yaşayan Ruh’tan almış olanlar, seçilmiş bir soy, Kral’ın kahinleri, kutsal bir ulus, Tanrı’nın öz halkı olurlar. Bu halk evvelce bir halk değildi, şimdi Allah’ın halkıdır (bk. I. Petr. 2, 9-10). Günahlarımız için ölen ve paklanmamız için dirilen Mesih İsa kurtuluşu bekleyen bu halkın Baş’ıdır ve oğullarının özgürlüğü ve liyakatine sahip olma durumunda bulunmaktadır (bk. Rom. 4,25). Bu halkın sahip olduğu özellik Allah’ın oğullarının saygınlığı ve özgürlüğüdür, çünkü, onların yüreğinde Kutsal Ruh, bir mabette oturur gibi oturmaktadır. Mesih İsa’nın bizi sevdiği gibi (bk. Yuh. 15, 34) bütün insanları sevmek şeklindeki yepyeni buyruğu bu halkın yasasıdır ve son olarak bizzat Tanrı tarafından yeryüzünde başlatılmış olan daha fazla genişlemesi gereken ve Hayatımız Mesih İsa yüzyıllar sonunda yeniden geldiği zaman tamamlanacak olan Tanrı’nın Hükümdarlığı bu halkın hedefidir (bk. Kol. 3,4; Rom. 8,21). Bu nedenle Mesih’in halkı fiilen bütün insanları kapsamakla birlikte kimi zaman küçük bir sürü görünümünü veriyorsa da bütün insanlık için kurtuluşun, umudun ve birliğin en sağlam tohumunu oluşturmaktadır. Mesih tarafından, bir yaşam, sevgi ve gerçek komünyonu gerçekleştirmek üzere kurulmuş olup, bütün insanların Kurtuluşu için ona araç olarak hizmet etmektedir ve O, dünyanın ışığı ve yer yüzünün tuzu olarak tüm dünyaya gönderilmiştir (bk. Mat. 5, 12-16). Nasıl ki çölde yol almakta olan İsrail, daha o zaman Allah’ın Kilise’si adını almışsa (bk. Neh. 13, 1; Say. 20, 4; Tesn. 23, 1 vs.), aynı şekilde, gelecek kenti, ebedi kenti arayarak şimdiki yüzyılda ilerleyen yeni İsrail de Mesih’in Kilisesi adını taşımaktadır (İbra. 13, 14; Hat 4. 20, 28). Çünkü onu kanıyla satın alan, Ruh’uyla dolduran, gözle görülebilen ve toplumsal birliğine uygun araçlarla donatan, Mesih’tir. Selametin yaratıcısı, birlik ve barışın prensi olan İsa’ya bakanların topluluğunu Allah, herkes için ve her bir kimse için, selamet getiren bu birliğin gözle görülebilen gizemi olsun diye, toplanmaya çağırmış ve onu kendi Kilise’si olarak kurmuştur.
(İkinci Vatikan Konsili, Kilise Hakkında Dogmatik Yasa, 48) Noel Hazırlık, 2. Salı Bizim için son günler gelmiştir.
(İkinci Vatikan Konsili, Kilise Hakkında Dogmatik Yasa, 61,62) Bakire Meryem Ana’ nın Genel Duaları Meryem’in ana sevgisi Tanrının tasarısı gereğince mutlu Bakire Meryem, ilahi Kelam’ın vücut bulması ile ilişkili olarak, ezelden beri Allah’ın Annesi olmak üzere ayrılmıştı. O, bu yeryüzünde, Kurtarıcının kutsal Ana’sı, eşsiz bir unvanda cömert iş arkadaşı ve Rabbin alçak gönüllü hizmetkarı olmuştur. Mesih’e hamile kalırken, onu dünyaya getirirken, onu beslerken, mabette onu Peder’ine sunarken, haçın üzerinde ölmekte olan Oğlunun çektiği acıları paylaşırken, itaatkarlığı ile, imanı ile, umudu ile, ateşli merhameti ile, ruhlarda doğa üstü hayatın yeniden kurulması için Kurtarıcının eserine tamamıyla eşsiz bir katkıda bulunmuştur. İşte bunun içindir ki O, inayet alanında bizim anamızdır. İnayetin dağıtımında Meryem’in bu analığı daima sürmektedir. Ve bu durum, meleğin müjdelemesi karşısında iman içinde gösterdiği rızadan beri böyledir, öyle bir rıza ki, O, bunu, seçilmişlerin sayısı ebedi tamamiyetine erişinceye kadar, haçın dibinde metanetle muhafaza etmiştir. Gerçekten, gökte, oraya kaldırılmasından sonra, bizim kurtuluşumuzun gerçekleşmesi için O, bu işlevi terk etmemiştir; çok defalar şefaat ederek, bize ebedi selameti sağlayan bağışları elde etmeyi sürdürmektedir. Onun ana sevgisi onu, Oğlunun, ziyaretlerini bitirmemiş bulunan ve tehlikeler ve sıkıntılar içinde yaşamakta olan kardeşleri, vatana erişmek mutluluğuna kavuşuncaya kadar, bunlara dikkat göstermeye sevk etmektedir. Bu nedenle mutlu Bakire Ana Kilisede, Avukat, Yardımcı,Yardımsever, Arabulucu lakaplarıyla anılmaktadır. Fakat bunu, tek Arabulucu olan Mesih’in saygınlığından ve etkenliğinden hiç bir şey eksilmeyecek ve bunlara hiç bir şey eklenmeyecek şekilde anlamalıdır. Gerçekten hiç bir yaratık, hiç bir zaman vücut bulmuş Kelam’a, Kurtarıcıya eşit tutulamaz. Fakat nasıl ki Mesih’in kutsal görevine gerek onun vekilleri gerekse mümin halk çeşitli şekillerde katılıyorsa, nasıl ki Allah’ın eşsiz olan iyiliği yaratıklar üzerine gerçekte çeşitli şekillerde yayılıyorsa, aynı şekilde Kurtarıcının eşsiz olan arabuluculuğu, tek bir kaynaktan sonra, yaratıkların farklı şekillerde bir işbirliğini paylaşmalarına engel olmayıp, bunu teşvik etmektedir. Meryem’in bu bağımlı işlevini Kilise tereddüt göstermeden benimsemiştir. Durmadan bunun uygulamasını yapmakta ve, Arabulucumuzla ve Kurtarıcımızla daha derinden birleşmek için bu ana yardımından yararlansınlar diye, bunu müminlerin sevgisine olumlu olarak sunmaktadır.
(İkinci Vatikan Konsili, Kilise Hakkında Dogmatik Yasa, 63,65) Bakire Meryem Ana’ nın Genel Duaları Meryem ve Kilise Mutlu Bakire Meryem, onu Kurtarıcı Oğlu’na bağlayan ilahi analık armağanı ve işlevi sayesinde, eşsiz lütufları ve işlevleri sayesinde Kilise’ye de sıkı bir şekilde bağlıdır. Allah’ın annesi, eskiden aziz Ambrosius’ un öğrettiği gibi, Kilise’nin yüzüdür ve bu, iman, merhamet ve Mesih’le mükemmel birlik alanında böyledir. Gerçekten, haklı olarak ana ve bakire adı da verilen Kilise’nin gizinde, yüksek ve eşsiz bir anlamda, gerek bakire, gerekse ana modeli olan mutlu Bakire Meryem ilk önce gelmiştir. imanı ve itaati uygulayarak, yeryüzünde Peder’in Oğlu’nu doğurdu. Bir erkekle birleşmiş değil, Kutsal Ruh bulutuna sarılmıştı, eski yılana değil, Allah’ın habercisine hiç bir kuşkunun bulandıramadığı güçlü bir iman besleyen yeni Havva olarak. Allah’ın, bir kardeşler, yani müminler, kalabalığının ilk doğanı olarak nasip ettiği Oğlunu doğurdu; dolayısıyla anne sevgisiyle onların üremelerine ve eğitilmelerine katılmaktadır. Fakat Kilise onun gizemli kutsiyetine bakarak ve onun merhametini taklit ederek, sadık bir şekilde Peder’in iradesini yerine getirerek, Allah’ın sözünü imanla kabul etmesi dolayısıyla, kendisi de bir anne olmaktadır. Gerçekten vaaz ve vaftizle, yeni ve ölümsüz bir yaşama, Kutsal Ruh’tan hamile kalınmış ve Allah’tan doğmuş çocuklar getirmektedir. Kilise kendisi ise bakiredir, çünkü Güveyine olan imanını tam ve arı bir şekilde muhafaza etmektedir; Rabbinin annesini taklip ederek, Kutsal Ruh’un etkisiyle, bakir bir şekilde, tam bir iman, güçlü bir ümit, samimi bir merhamet beslemektedir. Fakat Kilise, lekesiz ve kırışıksız olduğu için, mutlu Bakire’nin şahsında, mükemmeliyete eriştiği halde, Mesih’e inananlar kötülüğü yenmeye ve kutsiyette büyümeye çalışmaktadırlar. Bu nedenle gözlerini, tüm seçilmişler cemaati üzerinde bir erdem örneği olarak parlayan Meryem’e doğru çevirmektedirler. Kilise, dindarlık içinde, onun üzerinde düşünerek, insan olmuş olan Kelam’ın ışığında onu seyrederek, büyük bir saygıyla, temel giz olan Vücut Bulmaya (lncarnatio) daha derinden nüfuz etmekte ve Güveyine giderek daha uygun hale gelmektedir. Meryem, selamet tarihinin tam kalbinde yer almakta olması dolayısıyla, selametin esas verilerini, bir bakıma, kendi kendinde toplamakta ve onları daha aşikar hale getirmektedir; onun hakkında vaaz verilirken ve ona dua edilirken, o, müminleri Oğlu’na ve onun fedakarlığına ve de Peder’in sevgisine doğru çekmektedir. Kilise’ye gelince, Mesih’in görkemine hizmet ederek, ulu örneğine daha çok benzemektedir, çünkü sürekli olarak imanda, umutta ve merhamette ileri gitmektedir, çünkü her şeyde ilahi iradeyi aramakta ve ona itaat etmektedir. Bu nedenle, havarilik çabasında da Kilise, Mesih’i doğurmuş olan kimseye doğru bakmakta haklıdır. Çünkü Mesih, Kutsal Ruh’un etkisi ile hasıl olmuş ve Bakire’den doğmuş olmakla beraber, bu, Kilise’nin faaliyetiyle, müminlerin kalplerinde doğmak ve büyümek içindir de... Bakire, yaşamıyla, Kilise’nin insanlara yeni yaşamı sağlamak amacını güden havarilik misyonuna katılan herkesin sahip olması gereken ana sevgisine örnek olmuştur.
(İkinci Vatikan Konsili, Tanrısal Esin Hakkında Açıklamalar, 3-4) Noel Hazırlık, 3. Perşembe Tanrı esininin kişisel bütünü, Mesih. Her şeyi Kelam’ la yaratan ve O’ nunla muhafaza eden Allah, yaratıklarla, insana kendisi hakkında sürekli bir kanıt sunmaktadır. Ayrıca, doğaüstü selametin yolunu açmak istediğinden, başlangıçtan itibaren, ilk ebeveynlerimize kendini göstermiştir. Onların düşmelerinden sonra, insanlığın kurtuluşu vaadi ile onlara selamet umudu vererek, tekrar onları kaldırmıştır. İyilikte sebat ederek selameti arayacak bütün herkese ebedi hayatı vermek için durmadan insan türü ile ilgilenmiştir. Zamanı geldiğinde, onu büyük bir halkın babası yapmak üzere İbrahim’i çağırmıştır. Atalarımızdan sonra bu halkı, dikkat gösteren Peder ve adalet dolu Yargıç, tek yaşayan ve gerçek Allah olarak kendisini tanıması için ve de vaat edilen Kurtarıcıyı beklemesi için Musa’nın ve Peygamberlerin sesi ile yetiştirdi ve böylece uzun yüzyıllar boyunca o, İncil için yolu hazırladı. "Tanrı eski zamanlarda Peygamberler aracılığıyla birçok kez ve çeşitli yollardan atalarımıza seslendi. Bu son çağda da her şeyin mirasçısı olarak belirlediği ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğluyla bize seslenmiştir" (İbran. 1, 1-2). Gerçekten, her insanı aydınlatan ebedi Kelam olan Oğlunu, konutunu onlar arasında yapsın ve onlara Allah’ın gizemlerini tanıtsın diye gönderdi. Demek ki, vücut bulmuş Kelam, insanlara gönderilmiş insan olan Mesih İsa, "Allah’ın sözlerini ifade etmekte" (Yuh. 3,34) ve Pederin ona gerçekleştirmek görevini yüklediği kurtuluş işini bitirmektedir. Mademki Mesih’i gören Peder’i görmektedir, o halde bütün mevcudiyetiyle ve kendi kendini göstererek, sözleriyle ve işleriyle, işaretleriyle ve mucizeleriyle, özellikle şanlı ölümüyle ve ölüler arasından dirilişi ile, nihayet gerçek Ruhu’nun gönderilmesiyle. esini gerçekleşmiş kılarak onu tamamlayan Mesih’tir. O, Allah’ın, bizleri günahın ve ölümün karanlıklarından çekip çıkarmak ve bizleri ebedi hayat için diriltmek üzere, bizimle birlikte olduğunu ilahi bir tanıklık belgesiyle doğrulamaktadır. Hıristiyan düzeni, Yeni ve Eski Ahit olduğuna göre, hiçbir zaman geçmeyecektir; bundan böyle, Rabbimiz Mesih İsa’nın görkem içinde görünmesinden önce yeni hiçbir esin beklenmemelidir.
(İkinci Vatikan Konsili, Tanrısal Esin Hakkında Açıklamalar, 7,8) Kilise Doktorların için Genel Dualar Tanrı esininin nakledilmesi. Rab Mesih’te, Yüce Allah’ın tüm esini son noktasını bulmaktadır. Peygamberler tarafından haberi verilen ve onun şahsında gerçekleşen İyi Haberi o kendi ağzı ile ilan etmiştir ve Havarilere, Allah’ın armağanlarını naklettikleri sırada, herkese onu her türlü selamet getirici gerçeğin ve ahlak kuralının kaynağı olarak bildirmeleri buyruğunu vermiştir. Havariler bu emri sadakatle yerine getirmişlerdir: vaazlarıyla, verdikleri örneklerle, kurdukları kurumlarla, Mesih’in kendi ağzından, gördükleri yaşamından ve yaptıklarından öğrenmiş olduklarını ve de Kutsal Ruh’un onlara telkin ettiklerini nakletmişlerdir. Kendileri de ve onlarla bağlantılı başka şahıslar da, Kutsal Ruh’un ilhamıyla, kurtuluş haberini yazılı olarak belirtmişlerdir. Fakat İncil’in her zaman tam ve canlı olarak muhafaza edilmesi için, Havariler, kendilerine halef olmak üzere episkoposları bırakmışlardır ve onlara kendilerinin yerine öğretmek yetkisini vermişlerdir. Havarilerden intikal etmiş olan Gelenek, Allah’ın halkını kutsiyet içinde yönlendirmeye ve onun imanını geliştirmeye katkıda bulunan her şeyi içermektedir. Böylelikledir ki Kilise, doktrini, yaşamı ve ibadetiyle kendisi ne ise tümüyle onu ve bütün inandıklarını devam ettirmekte ve tüm kuşaklara nakletmektedir. Havarilerden gelen bu Gelenek, Kutsal Ruh’un yardımıyla, Kilise’de gelişmektedir. Gerçekten, gerek realitelerin, gerekse nakledilen sözlerin algılanması, yürekleriyle düşünen müminlerin kontemplasyonları ve araştırmaları ile büyür; onların deneyimlerine giren tinsel realitelerin derin bir şekilde anlaşılmasıyla, nihayet, episkoposluğun intikali sayesinde gerçeklik teminatı arz eden bir karizmaya mahzar olmuş bulunanların vaazlarıyla. Başka bir deyişle, Kilise, asırlar boyunca, ve Allah’ın sözleri onda tamamlanıncaya kadar, ilahi gerçeğin bütünlüğüne doğru sürekli bir uzanış içindedir. Kilise Babalarının sözleri, zenginlikleri, inanan ve dua eden Kilisenin uygulamalarına ve hayatına yayılmış olan bu Geleneğin canlandırıcı mevcudiyetini doğrulamaktadırlar. Aynı Gelenek, Kutsal Kitapların tam ve resmi kataloğunu Kilise’ye tanıtmaktadır. Kilise’de Kutsal Yazının daha derin bir şekilde anlaşılmasını sağlayan ve onu sürekli olarak etkili kılan bu gelenektir. Böylece, evvelce konuşmuş olan Allah, sevgili Oğlunun refikası ile konuşmaya durmadan devam etmektedir; İncil’i canlı sesinin Kilise’de ve Kilise sayesinde bütün dünyada çınlamasını sağlayan Kutsal Ruh, müminleri gerçeğin bütünü içine sokmakta ve Mesih’in sözünün bütün zenginliği ile onların içinde ikamet etmesini gerçekleştirmektedir.
(İkinci Vatikan Konsili, Liturji Üstüne, 5-6) Paskalya Devresi, 2. Cumartesi Ayinler, Paskalya gizinin güncelleştirilmesidir. Allah "bütün insanların kurtulmasını ve gerçeği tanımayı başarmasını ister; bunun için geçmişte çok defa Peygamberler aracılığıyla babalarımızla parça parça ve değişik şekillerde konuşmuştu" (I. Tim. 2,4). Vakitler tamam olduğunda, Kutsal Ruh’un meshetmesiyle takdis edilmiş , beden halini almış Kelam olan Oğlunu, yoksullara İyi Haber’i bildirmek için, kırılmış kalplere şifa vermek için (bk. İşaya, 61, 1; Luka 4, 18), "bedenin ve ruhun tabibi" Allah’la insanlar arasında arabulucu olarak (bk. 1. Tim. 2, 5) göndermiştir. Çünkü Kelamın kişiliğine birleşmiş onun insanlığı, selametimizin vasıtası olmuştur. Bu nedenle, Mesih’te, barışmamızın mükemmel fidyesi görünmüş ve ilahi ibadetin tümü bize bağışlanmıştır. Bu insanların kurtuluşu ve Allah’ın mükemmel yüceltilişi eserinin ön belirtisi Eski Ahit halkı arasında Allah’ın harikalarında yer almıştı. Fakat, esas olarak mutlu ızdırabın, ölüler diyarından dirilişinin ve görkem içinde göğe yükselişinin Paskalya gizi ile onu gerçekleştiren Mesih olmuştur. Onun sayesinde "ölerek, bizim ölümümüzü yok etti, dirilerek bize yaşamı geri verdi." Çünkü haçın üzerinde uyuyan Mesih yönündendir ki tüm Kilise’lere hayranlık veren gizemler doğmuştur. Bu nedenledir ki, nasıl Mesih Peder tarafından yollanmışsa, aynı şekilde kendisi de Kutsal Ruh’la dolu bulunan Havarilerini göndermiştir. Bunlar, her yaratığa İncil’i vaaz ederek, Allah’ın Oğlu’nun, ölümü ve dirilişi ile bizleri Şeytanın ve Ölümün elinden kurtardığını bildireceklerdi. Fakat ayrıca onlar, tüm liturjik hayatın çevrelerinde dolanıp durduğu kurban ve gizemlerle duyurdukları bu kurtuluş eserini uygulayacaklardı. Bu şekildedir ki, vaftizle, insanlar Paskalya gizinin üzerine aşılanmış olmaktadırlar: O’ nunla ölmekle, O’ nunla gömülmekle, O’ nunla dirilmekle Abba diyerek Peder’e (Rom. 8, 15) doğru seslenmemize vasıta olan oğulların evlatlık esprisine kavuşmaktadırlar ve Pederin aradığı o gerçek tapanlar olmaktadırlar. Aynı şekilde, Rabbin Son Yemeğini her yediklerinde, O’nun gelmesine dek O’nun ölümünü duyurmaktadırlar. Bu nedenle, Kilisenin dünyada göründüğü gün olan Pentekost gününde Petrus’ un "sözünü dinleyip kabul edenler vaftiz olmuşlardır. Ve onlar Havarilerin öğretisini dinlemeye, kardeşçe komünyon içinde yaşamaya, ekmeği kırmaya ve dualara katılmaya sadakat gösteriyorlardı. Allah’ı övüyorlardı ve bütün halktan iyi bir kabul görüyorlardı" (bk. H. İ. 2,42.47). Daha sonra Kilise hiç bir zaman, bütün Kutsal kitapta O’ nunla ilgili ne varsa okuyarak, içinde "O’nun ölümünün galibiyeti ve zaferi mevcut kılınan" Efkaristiya’ yı kutlayarak ve dolayısıyla, görkemi terennüm edilsin diye Mesih İsa’da "sözle anlatılamaz bağışı için Allah’a şükrederek" (II. Kor. 9, 15), Paskalya gizini kutlamak üzere toplanmayı ihmal etmemiştir.
(İkinci Vatikan Konsili, Liturji Üstüne, 7-8.106) Olağan 3. Pazar Liturji de Mesih’in Kilisesindeki mevcudiyeti. Mesih, özellikle liturjik faaliyetlerde, daima Kilise’sinin yanı başındadır. Ayin kurbanında orada mevcuttur: görevlinin (mini ster) şahsındadır, Çünkü "şimdi rahipler aracılığı ile kendisini sunan kimse, kendini haç üzerinde sunmuş olan kimsenin kendisidir". O, özellikle, çeşitli Efkaristiya eylemlerinde mevcuttur. Gizemlerde etkisi ile orada mevcuttur, o derece ki bir kimse vaftiz ettiğinde, vaftiz eden O’dur. Orada kendi sözünde mevcuttur, çünkü Kilise’de Kutsal Yazıların okunduğu sırada konuşan O’dur. Nihayet Kilise dua ederken ve mezmurları okurken: "kişi veya üçü benim adımla bir araya geldiklerinde ben orada onların ortasındayım (Mat. 18, 20) diye vaat etmiş olan O, orada mevcuttur. Gerçekten, Allah’ın mükemmel bir şekilde yüceltilmesine ve insanların kurtulmasına vasıta olan bu büyük eserin gerçekleşmesi için Mesih daima, kendisine Rabbi olarak seslenen ve ebedi Peder’e ibadet etmek için kendisi aracılığına başvuran sevgili Refakatını kendisine iştirak ettirir. Demek ki liturji haklı olarak Mesih İsa’nın kahinlik görevinin icrası olarak sayılmaktadır; bu icraat sırasında insanın kurtuluş yoluna sokulması hissedilebilen işaretlerle belirtilmiştir ve onlardan her birine has bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Orada, tüm aleni ibadet Mesih İsa’nın mistik bedeni tarafından, yani Baş ve azalan tarafından icra edilmektedir. Dolayısıyla her liturjik merasim, kahin Mesih’in ve Kilisenin oluşturduğu Bedeninin eseri olarak, eksiksiz bir kutsal eylemdir ve Kilise’nin hiç bir eylemi sıfat ve derece bakımından onun etkenliğine erişemez. Yeryüzü liturjisinde birer yolcu gibi kendisine uzandığımız kutsal Kudüs Kentinde kutlanan o semavi liturjiye, önceden duyduğumuz tadı ile, katılmaktayız; Mesih’in, gerçek mabedin ve hakiki çadırın rahibi (mini ster) olarak Allah’ın sağında oturduğu yer orasıdır. Bütün semavi korolar ordusu ile birlikte Rabbe, O’nu yücelten bir ilahi söylüyoruz; azizlerin anısına saygı göstererek onların toplumunu paylaşmayı ümit ediyoruz; Rab Mesih İsa’yı, O, bizim hayatımızın görüneceği ve biz de O’ nunla birlikte tam bir görkem içinde görüneceğimiz ana kadar kurtarıcı olarak bekliyoruz. Kilise, Paskalya gizini, Mesih’in dirildiği güne kadar giden bir Havari geleneği gereğince, haklı olarak "Rabbin günü" adı verilen, her sekizinci gün yani pazar günü kutlamaktadır. Gerçekten o gün müminler, Allah’ın sözünü duyarak ve Efkaristiya’ ya katılarak, Rab İsa’nın çektiği acıları, dirilişini ve görkemini hatırlamak üzere; Mesih İsa’nın dirilişi sayesinde, canlı bir umut için, (I. Petr. 1,3) Onları yeniden doğuran Allah’a şükretmek üzere, toplanmak zorundadırlar. Bu nedenle pazar günü esas bayram günü olup, onu, bir sevinç ve iş bırakma günü de olacak şekilde sunmalı ve müminlerin inançları arasına nakşetmelidir. Diğer kutlamalar, çok büyük bir önem göstermiyorlarsa, ondan önce gelmemelidirler, çünkü tüm liturjik yılın temeli ve çekirdeği O’dur.
(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü dünyada Kilise, 9-10) Paskalya Hazırlık, 1. Cumartesi İnsanın en derin sorunları. Bugünkü dünya hem güçlü, hem zayıf ve hem en iyiyi, hem en kötüyü yapabilir olarak görünmektedir; onun önünde açılan yol özgürlük veya esaret, ilerleme veya gerileme, kardeşlik veya nefret yoludur. Ayrıca, insan harekete geçirmiş olduğu ve onu ezebilecek veya ona hizmet edecek güçleri iyi idare etmenin ona ait olduğunu keşfediyor. Bu nedenle kendine sorular yöneltiyor. Gerçekte, bugünkü dünyaya acı veren dengesizlikler, kökü insanın kalbinde olan daha derindeki bir dengesizliğe bağlı bulunmaktadırlar. Gerçekten, bir çok unsur insanın kendisi içinde birbiriyle savaşmaktadır. Bir taraftan, yaratık olarak, kendisinin pek çok sınırları olduğunu öğreniyor; öte yandan, arzuları içinde kendisini sınırsız ve yüksek bir yaşama çağrılmış olarak hissediyor. Bu kadar çağrı karşısında, sürekli olarak, bunlar arasında bir seçim yapmak ve onlardan birkaçını bir tarafa bırakmak zorunda kalıyor. Ayrıca, zayıf ve günahkar olarak o, çok defa istemediğini yapmakta ve isteyebileceğini yapmamaktadır. Demek oluyor ki kendi içindeki bölünmeden acı çekiyor (it. Rom. 7, 14 vs) ve toplumun bağrında o kadar çok sayıda ve o kadar derin anlaşmazlıklar buradan doğuyor. Kuşkusuz, yaşamı pratik materyalizm içinde kalmış bir çok insan, bu yüzden, bu dramatik durumu açıkça algılamaktan uzak kalmaktadır; ya da, sefalet altında ezildikleri için ona dikkat etmek olanağına sahip değildirler. Aralarından büyük bir çoğunluğu, kendilerine teklif edilen dünya ile ilgili çeşitli açıklamalarda huzur bulduklarına inanmaktadır. Bazıları insan türünün gerçek ve tam olarak özgürlüğe kavuşmasını yalnızca insanın çabasından beklemektedirler; insanın yeryüzü üzerindeki müstakbel egemenliğinin, onun yüreğindeki bütün dilekleri gerçekleştireceğine kendilerini inandırmaktadırlar. Birçokları, yaşamın anlamından umut keserek, insanın mevcudiyetinin kendi başına her türlü anlamdan yoksun olduğunu düşünüp, sırf kendi esinleriyle, ona bir anlam vermeye çalışan cüretkarları göklere çıkarmaktadırlar. Bununla beraber, dünyanın bugünkü gidişi karşısında en temel sorular kendilerine soran ya da bunları yeni algılayanlar gittikçe çoğalmaktadır: İnsan nedir? Bütün gelişmelere rağmen mevcut bulunan acı, kötülük, ölüm ne anlama gelmektedir. Bu kadar büyük bir bedel karşılığında elde edilen bu zaferler neye yarar? İnsan topluma ne verebilir? Ondan ne bekleyebilir? Yeryüzündeki bu hayattan sonra ne olacaktır? Kiliseye gelince, o, herkes için ölmüş ve dirilmiş olan Mesih’in, Ruhuyla insana, çok yüce olan yönelimine (vocation) cevap verebilmesi için ışık ve güç sunduğuna inanmaktadır. Göğün altında insanlara verilmiş, onunla kurtulmaları gereken başka hiç bir isim olmadığına inanmaktadır. Yine inanmaktadır ki bütün beşer tarihinin anahtarını, merkezini ve gayesini onun Efendisi ve Rabbinde bulmaktayız. Ayrıca, bütün değişiklikler arasında, nihai temeli, dün, bugün ve ebediyen aynı olan Mesih’te (bk. İbra. 13).
(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü Dünyada Kilise, 18.22) Olağan 3. Cumartesi O, ölümü ile ölümü yendi. İnsanın içinde bulunduğu durum gizemi, ölüm karşısında bütün derinliği ile ortaya çıkmaktadır. İnsan sadece acı karşısında, bedeninin giderek gücünü yitirmesi karşısında değil, daha ziyade, nihai bir yok olma korkusu karşısında kavranmaktadır. Bu tümden yıkılmayı, kişiliğinin bu nihai başarısızlığını reddeder ve ondan nefret ederken yüreğinin doğru bir esini ile karar vermektir. Yalnızca maddeye indirgenemeyecek olan, içinde taşıdığı ebediyet tohumu, ölüme karşı isyan etmektedir. Tekniğin bütün girişimleri, ne kadar yararlı olurlarsa olsunlar, onun korkusunu yatıştırmaya yeterli değildir: çünkü biyolojinin ona sağladığı uzamış hayat, onun kalbine, üstesinden gelinemeyecek bir şekilde, kök atmış bulunan gelecek hayat arzusunu tatmin edememektedir. Fakat, ölüm karşısında her türlü hayal gücü çaresiz kalırken, Kilise, ilahi ilhamın öğrettikleri sayesinde, Allah’ın insanı, şimdiki zamanın perişanlıklarından uzak, mutlu bir amaç için yaratmış olduğunu ileri sürmektedir. Ayrıca Hıristiyan imanı, insanın, günah işlememiş olsaydı kurtulmuş olacağı bu bedensel ölümün, insanın kusuru sonucunda kaybedilmiş bulunan selamet ona, her şeye kadir ve bağışlayıcı Kurtarıcısı tarafından geri verildiğinde, yenileceğini de öğretmektedir. Çünkü Allah insanı, ilahi hayatla çözülmez bir ebedi komünyon içinde, bütün varlığı ile kendisine katılmaya çağırmış ve daima çağırmaktadır. Bu zaferi Mesih dirildiğinde elde etmiştir, çünkü kendi ölümüyle insanı ölümden kurtarıyordu. Her insanın tefekkürüne sunduğu ciddi konulardan başlayarak, iman ona, onun kendi geleceği hakkındaki kaygı verici sorusuna bir cevap getirmektedir. O bize aynı zamanda, Allah’ın yanında gerçek hayatı bulmuş oldukları ümidini vererek daha önce ölmüş sevgili kardeşlerimizle Mesih’te birleşmek olanağını da sunmaktadır. Kuşkusuz, Hıristiyan için bir çok sınavlara göğüs gererek kötülüğe karşı savaşmak ve ölüme maruz kalmak zorunluluğu ve görevi kaçınılmazdır. Fakat, Paskalya gizine iştirak etmiş olarak, ölümle Mesih’e uyarak, ümitle güç bulmuş olarak dirilişi karşılayacaktır. Bu yalnızca Mesih’e inananlar için geçerli değildir, kalplerinde görünmeyen bir şekilde, inayetin etkisini sürdürmekte olduğu iyi niyetli bütün insanlar için de geçerlidir. Gerçekten, madem ki Mesih herkes için ölmüştür ve insanın en son yönelimi gerçekten tektir, yani ilahidir, kabul etmeliyiz ki Kutsal Ruh, Allah’ın bildiği bir şekilde herkese Paskalya gizine katılmak olanağını sunmaktadır. İnsanın gizinin, Hıristiyan Esininin müminlerin gözleri için aydınlattığı bu gizemin, niteliği ve büyüklüğü işte budur. Demek ki, İsa’nın İncil’i dışında, bizim için ezici olan bu ızdırap ve ölüm gizemi Mesih sayesinde ve Mesih’le aydınlanmaktadır. Mesih dirilmiştir; ölümü ile ölümü yenmiştir ve Oğul’da oğul olup, Ruh’la: Abba, Peder! diye haykırabilelim diye yaşamı bize bol bol vermiştir.
(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü Dünyada Kilise, 33-34) 1 Mayıs, Aziz İşçi Yusuf Bayramı Çalışma, insanların iradelerini birleştiriyor, ruhlarını yaklaştırıyor, kalplerini kaynaştırıyor; çalışmakla insanlar kardeşler olduğunu keşfediyorlar. Çalışması ve yaratıcı dehası ile, insan daima hayatına daha geniş bir gelişim sağlamaya çalışmıştır. Fakat bugün, özellikle bilim ve teknikten gördüğü yardımla, egemenliğini hemen bütün doğa üzerine yaymış ve yaymakta devam etmektedir. Özellikle uluslar arasında her türlü mübadele vasıtalarının çoğalması sayesinde, insanlık ailesi kendi bilincine varmakta ve yavaş yavaş, evrenin içinde tek bir cemaat oluşturacak şekilde yer almaktadır. Bundan şu sonuç çıkmaktadır ki insan artık daha önceleri her şeyden önce üstün güçlerden beklediği zenginlikleri artık kendi hüneri ile sağlayabilmektedir. Bugün bütün insanlığı içinde toplayan bu muazzam teşebbüs karşısında, insanların karşısına birçok soru işaretleri çıkmaktadır. Bütün bu faaliyetin anlamı ve değeri nedir? Bütün bu zenginlikleri nasıl kullanmak gerekir? Bu ferdi ve kolektif çabalar hangi amaca yöneliktir? Kilise ilahi sözü elinde muhafaza etmekte ve dini ve sosyal düzenin prensiplerini ondan almaktadır. Ancak bu demek değildir ki yukarıdaki sorulardan her birine doğrudan doğruya bir cevap bulabilsin. Ancak, Kilise, insaniyetin yeni tutmuş olduğu yolu aydınlatmak için, Esinin ışığını herkesin deneyi ile birleştirmek istemektedir. Müminler için kesin olan bir şey vardır: kendi başına dikkate alındığında, ferdi ve kolektif, beşeri faaliyet, insanların asırlardır yaşam koşullarını iyileştirmek için sarf ettikleri bu devasa çaba, bu gayret Allah’ın tasarısına uygundur. Gerçekten, Allah’ın suretine göre yaratılmış olan insana, yeryüzünü ve bütün içindekileri hükmü altına almak ve evreni kutsiyet ve adaletle yönetmek emri verilmiştir. İnsan, Allah’ı her şeyin yaratıcısı olarak tanımak suretiyle kendi varlığını ve tüm evreni ona kazandırmalıdır ki, her şeyin insana tabi olmasıyla Allah’ın adı bütün yeryüzü tarafından yüceltilsin. Bu durum, en günlük faaliyetler için de geçerlidir. Çünkü, kendi hayatlarını ve ailelerinin hayatlarını kazanırken, faaliyetlerini topluma iyi hizmet edecek şekilde icra eden bu erkek ve kadınların çalışmaları; Yaratanın eserini geliştiriyor, kardeşlerinin rahat etmelerine yardımcı oluyor ve kişisel hünerlerinin tarih içinde ilahi planın gerçekleşmesine katkıda bulunduğu sayılabilir. Demek oluyor ki, Hıristiyanlar, insanın deha ve cesaretinin sonuçlarının Allah’ın kudretiyle çeliştiğini ve akıllı yaratığın, Yaratana rakip olarak ortaya çıktığını düşünmemelidirler. Aksine, onlar beşeriyetin zaferlerinin, ilahi azametin bir belirtisi ve Tanrı’nın gizli tasarısının vardığı bir nokta olduğu kanısındadırlar. Ancak insanın iktidarı ne kadar çok artarsa, ferdi ya da kolektif, sorumluluğu da o kadar genişlemektedir. Bu bize gösteriyor ki Hıristiyanlığın mesajı, insanların dünyayı inşa etmelerine engel olmamakta ve onları hemcinslerinin mutluluğuna ilgisiz kalmaya sevk etmemekte, onları çok daha sıkı bir şekilde bunun için çalışmaya zorlamaktadır.
(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü Dünyada Kilise, 35-36) Olağan 4. Cumartesi Beşeri faaliyet. Beşeri faaliyet insandan gelmekte ve aynı zamanda insana yönelik bulunmaktadır. Gerçekten, faaliyetiyle insan yalnızca eşyayı ve toplumu değiştirmemekte, kendi kendini de daha iyi hale getirmektedir. Birçok şeyler öğrenmekte, melekelerini geliştirmekte, kendinden dışarı çıkmakta ve kendi kendini aşmaktadır. Bu gelişim, iyi anlaşılırsa, mümkün olan bütün zenginliklerin toplanmasından çok başka bir değere sahiptir. İnsan, sahip olduklarından çok ne olduğu ile değer ifade eder. Aynı şekilde, adaleti ileri götürmek, kardeşliği geliştirmek, sosyal ilişkileri daha insani bir şekilde düzenlemek, insanların bütün bunlar için sarf ettikleri çabalar, teknik gelişmelerden daha önemlidir. Çünkü bunlar insanlığın yükselmesi için maddi bir temel oluşturabilirler, fakat tek başlarına, onu gerçekleştirmek için tamamiyle yetersizdirler. O halde beşeri faaliyetin kuralı şudur: Bu faaliyet, Allah’ın tasarısı ve iradesi doğrultusunda, insaniyetin gerçek iyiliğine uygun olmalıdır ve birey olarak ele alınsın veya toplumun bir üyesi olarak ele alınsın insanın tüm yönelimine göre gelişmesine izin vermelidir. Bununla beraber, çağdaşlarımızdan bir çoğu, beşeri faaliyet ile din arasında sıkı bir bağ bulunmasından korkuyor gibidirler: Bunu, insanların, toplumların ve bilimlerin özerkliği için bir tehlike olarak görmektedirler. Eğer, dünyevi gerçeklerin özerliğinden, yaratılmış şeylerin ve toplumların kendi yasaları ve kendilerine özgü değerleri bulunduğu insanın yavaş yavaş bunları tanımayı, bunlardan yararlanmayı ve bunları organize etmeyi öğrenmesi gerektiği kastediliyorsa böyle bir istek tamamiyle meşrudur; bu sadece zamanımızın insanları tarafından ileri sürülüyor değil, aynı zamanda Yaratanın iradesine de uymaktadır. Her şeyin kendi yapısına, kendi gerçeğine ve kendine has yetkinliğe göre, kendi organizasyonları ve spesifik yasaları ile tesis edilmiş olması yaradılışın gereğidir. İnsan, bütün bunlara saygı göstermek ve bilim ve tekniklerin her birine özgü yöntemleri tanımak zorundadır. O halde, bilimin meşru özerkliğinden yeterince haberi bulunmayan Hıristiyanlarca da mevcudiyetine tesadüf edilen bazı düşünce tarzlarına esef etmemize müsaade edilmelidir. Uyuşmazlık ve tanışma kaynağı bu düşünceler, birçok kafaları imanla bilim arasında çelişki bulunduğunu sanmaya sevk etmiştir. Fakat eğer "dünyevi olanın özerkliği(nden)" , yaratılmış gerçeklerin Allah’a bağlı olmadığı ve insanın bunlar üzerinde Yaratana başvurmadan, tasarruf edebileceği kastediliyorsa, Allah’ın mevcudiyetini kabul eden herkes böyle bir tutumun yanlışlığını anlamaktadır. Çünkü Yaratansız, yaratılan kaybolmaktadır.
(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü dünyada Kilise 37-38) Paskalya’ ya Hazırlık 4. Cumartesi Haçın gücü. Kutsal Yazılar, yüzyılların tecrübesiyle de mutabık olarak, insanlık ailesine, gelişmenin insan için büyük bir nimet oluşturmasına rağmen, beraberinde ciddi bir kötülük eğilimi de getirdiğini öğretmektedir. Gerçekten, değerler hiyerarşisi alt üst olup, kötülük iyilikle karışınca, insanlar ve gruplar artık başkalarının yararlarına değil, sadece kendi menfaatlerine bakmaktadırlar. Böylece dünya henüz gerçek bir kardeşlik alanı olarak görünmezken, öte yandan da insanın büyümüş olan gücü, insan türünü yok etmekle tehdit etmektedir. Böyle bir felaketin nasıl üstesinden gelinebileceği sorulduğu vakit, Hıristiyanlar, her gün gururun, insanın kendisine olan aşırı sevgisinin etkisiyle yıkıma uğrama tehdidi altında bulunan bütün insani faaliyetlerin, haçla ve Mesih’in dirilişiyle, paklanmaları ve mükemmel hale getirilmeleri gerektiğini kabul etmektedirler. Gerçekten, Mesih tarafından kurtarılan ve Kutsal Ruh’ta yeni bir yaratık haline gelen insan, bizzat Allah’ın yaratmış olduğu bu realiteleri sevebilir ve sevmelidir. Çünkü o, bunları Allah’tan almaktadır: Velinimetine şükretmekte, bir yoksulluk ve özgürlük ruhu içinde, yaratılıştan yararlanmakta ve ondan zevk almaktadır; o vakit, hiç bir şeyi olmayan ve her şeye sahip olan biri gibi, dünyaya gerçek olarak sahip kılınmaktadır. "Çünkü her şey size aittir, fakat siz Mesih’e aitsiniz, Mesih de Allah’a aittir" (I. Kor. 22-23). Kendisi ile her şeyin yapılmış bulunduğu, Allah’ın Kelamı, kendisini beden yaptı ve insanların toprağında oturmaya geldi. Mükemmel insan olarak, dünya tarihine girdi, onu üstlendi ve kendinde özetledi. Bizzat o bize Allah sevgidir diye açıklıyor ve aynı zamanda bize, insan mükemmeliyetinin ve dolayısıyla dünyanın değişmesinin temel yasasının yeni merhamet (charitas) buyruğu olduğunu öğretiyor. İlahi sevgiye inananlara, merhamet yolunun bütün insanlara açık bulunduğu, evrensel bir kardeşlik tesis etmek için sarf edilen çabanın boşuna olmadığı inancını getiriyor. Bu sevginin yalnızca parlak eylemlerle değil, her şeyden önce hayatın günlük akışında aranması gerektiği hususunda da bizi uyarıyor. Günahkar olan biz hepimiz için ölmeyi kabul ederek, verdiği örnekle, bedenin ve dünyanın, adaleti ve barışı arayanların omuzları üzerine yüklediği bu haçı bizim de taşımamız gerektiğini bize öğretiyor. Dirilişiyle Rab olmuş bulunan ve kendisine gökte ve yeryüzünde bütün yetkilerin verilmiş olduğu Mesih artık insanların yüreğinde Ruh’unun gücüyle etkili olmaktadır. Orada sadece gelecek dünya özlemini uyandırmakla kalmıyor; aynı zamanda, insanlık ailesini kendi hayat koşullarını iyileştirmeye ve bütün dünyayı bu sona tabi kılmaya iten bu yüksek dilekleri de canlandırıyor, arındırıyor ve güçlendiriyor. Kuşkusuz, Ruh’un armağanları çeşitlidir; bazılarını cennet arzusu hakkında açıkça tanıklık etmeye ve beşer ailesi içinde bu tanıklığı canlı tutmaya çağırmaktadır; diğerlerini de insanların dünyevi hizmetine kendilerini adayarak görevleriyle göklerin ülkesinin malzemesini hazırlamaya çağırmaktadır. Fakat hepsini, bencil sevgiden vazgeçerek ve yeryüzünün bütün enerjilerini insan yaşamının hizmetinde toplayarak, beşeriyetin bütünüyle Allah’ı hoşnut eden bir sungu halini alacağı bir geleceğe doğru atılmaları için özgür insanlar yapmaktadır.
(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü Dünyada Kilise, 39) Olağan 21. Pazar Gelecek dünyanın taslağı. Yeryüzünün ve insaniyetin hangi zamanda biteceğini bilmiyoruz; evrenin ne şekilde değişeceği hakkında bilgimiz yok. Kuşkusuz günahla biçimi bozulup, geçiyor bu dünyanın yüzü; fakat öğrendik ki Allah, içinde adaletin bulunduğu, mutluluğu insan yüreğini şişiren bütün barış arzularını doyuran ve aşan yeni bir konut ve yeni bir toprak hazırlamış bulunuyor. O zaman ölüm yenilmiş olacak, Allah’ın oğulları Mesih’te dirilecekler ve zayıflık ve çürümüşlük içinde ekilmiş olan çürümezliğe bürünecektir. Merhamet ve eseri yerinde duracak ve Allah tarafından insanın iyiliği için meydana getirilen bütün bu yaratılış yokluğun esiri olmaktan kurtulacaktır. Açıkça uyarılmış bulunuyoruz: kendi kendini kaybettikten sonra, bütün dünyayı kazanmanın hiç bir yararı yoktur. Bununla beraber yeni toprağı beklemenin, yeryüzümüzü geliştirmek çabamızı azaltmaması, aksine teşvik etmesi gerekir: şimdiden gelecek dünyanın taslağını arz edebilecek olan, yeni insaniyet ailesinin bedeni orada boy atmaktadır. Dolayısıyla, her ne kadar yeryüzünün gelişmesi ile Mesih’in hükümdarlığının boy atmasını biri birinden itina ile ayırt etmek gerekiyorsa da, bu gelişme, toplumun daha iyi şekilde örgütlenmesine katkıda bulunabildiği ölçüde, Allah’ın ülkesi için büyük önem taşımaktadır. Gerçekten, insan haysiyeti, kardeşçe bütünleşme ve özgürlük gibi değerleri, Rabbin Ruh’u içinde ve onun buyruğuna göre yeryüzünde çoğaltacağız, doğanın ve özgürlüğümüzün bütün bu eşsiz ürünlerini daha sonra yeniden bulacağız. Fakat Mesih Pederine, "sınırsız ve sonsuz bir hükümdarlığı, yaşamın ve gerçeğin hükümdarlığını, inayetin ve kutsallığın hükümdarlığını, adalet, sevgi ve barışın hükümdarlığını" teslim ettiğinde, bunlar her türlü kirden arınmış, aydınlanmış, yeni bir şekil almış olacaklardır. Bu yeryüzünde Allah’ın ülkesi gizli bir şekilde şimdiden mevcuttur; Rab geldiğinde bu ülke mükemmeliyetine erişecektir.
(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü Dünyada Kilise, 40.45) Olağan 28. Cumartesi Ben alfa ve omega, birinci ve sonuncuyum. Dünyevi kent ile semavi kentin tedahülü iman tarafından algılanamaz; hatta bu durum, Allah’ın oğullarının görkeminin tam olarak ifşasına kadar günahın etkisi ile karışan, beşer tarihinin gizemi olarak kalmaktadır. Kilise, kendine has amacını, selameti, takip ederken, sadece insanın ilahi hayata katılmasını sağlamamaktadır. Bir nevi bütün dünya üzerine aksettirerek, ışığını da saçmaktadır, bu, özellikle, insan haysiyetine şifa veriyor ve onu yükseltiyor, toplumun tecanüsünü güçlendiriyor ve insanların günlük faaliyetine daha derin bir yön ve anlam veriyor olmasından dolayı böyledir. Böylece, Kilise inanmaktadır ki, üyelerinden her biri vasıtasıyla olduğu gibi, kendisinin oluşturduğu cemaatin tümü vasıtasıyla da, insanlık ailesinin ve tarihinin daha insani olmasına büyük katkısı olmaktadır.Kilise, dünyaya yardımcı olurken ve ondan çok şey alırken tek bir amaç gütmektedir: Allah’ın hükümranlığının gelmesi ve insanlığın selametinin tesisi. Allah’ın halkının yeryüzündeki ziyareti sırasında, insanlık ailesine sağlayabileceği bütün iyilik, Allah’ın insana olan sevgisi gizini, hem gözler önüne seren, hem gerçekleştiren Kilisenin, "evrensel selamet gizemi" olmasından gelmektedir. Çünkü, kendisi ile her şeyin yapılmış olduğu, Allah Kelamı, kusursuz insan olarak, bütün insanları kurtarabilsin ve her şeyi kendisinde özetleyebilsin diye, kendi kendini beden yapmıştır. Rab, insanlık tarihinin nihai amacı, tarihin ve medeniyetin özlemlerinin yönelik bulunduğu nokta, insan türünün merkezi, tüm kalplerin sevinci ve arzularının tam olarak gerçekleşmesidir. O, Pederin ölüler arasından dirilttiği, yücelttiği ve yaşayanların ve ölülerin yargıcı olarak nasip edip, sağına oturttuğu kimsedir. O’nun Ruh’unda canlılığa kavuşmuş ve bir araya gelmiş olarak bizler, tarihin, O’nun sevgi tasarısı ile mükemmel bir uyum gösteren sonuna doğru yürüyoruz: Gökte olanı ve yeryüzünde olanı, her şeyi tek bir başın, Mesih’in, altında toplayarak, bütün evreni kavramak" (Ef. 1,10). Bunu Rabbin kendisi söylemektedir: "İşte gecikmeksizin geliyorum ve yanımda herkese, yapmış olacağına göre, vereceğim ücreti getiriyorum. Ben alfa ve omega, birinci ve sonuncu, başlangıç ve sonum". (Vah. 22, 13)
(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü Dünyada Kilise, 48, 1-4) Olağan 3. Pazartesi En yakında bulunan yakın. Evlilik ahitleriyle artık iki değil, tek bir kimse olan erkek ve kadın, şahıslarının ve faaliyetlerinin yakın birliği ile karşılıklı yardım ve hizmet sağlamaktadırlar; bu şekilde birliklerinin bilincine varmaktalar ve onu her gün biraz daha tamam olarak gerçekleştirmektedirler. İki şahsın karşılıklı bağışı olan bu sıkı birlik ve de çocukların iyiliği, eşlerin tam bir sadakatini şart koşmakta ve onların birliklerinin çözülmezliğini gerektirmektedir. Rab Mesih, bir çok cephesi olan merhametin ilahi kaynağından çıkmış ve kendisinin Kilise ile olan birliğine benzer olarak oluşmuş bu sevgiyi kutsamalara boğmuştur. Gerçekten, Allah eskiden halkının önüne bir sevgi ve sadakat ahdi ile çıkmıştır. Aynı şekilde şimdi, insanların Kurtarıcısı, Kilise’nin Güveyi, eşlerin önüne evlilik gizemi ile geliyor. Onlarla birlikte kalıyor: nasıl ki O kendisi Kiliseyi sevmişse ve onun uğruna kendisini teslim etmişse, aynı şekilde eşler de, karşılıklı hibeleri ile sürekli bir sadakat içinde birbirlerini sevmelidirler. Gerçek karı koca sevgisi, ilahi sevgi mertebesine yükselmiştir; Mesih’in kurtarıcı gücü ve Kilise’nin selamet getiren faaliyeti, eşleri etkili bir şekilde Allah’a kadar götürmek için, yüce babalık ve analık misyonlarında onlara yardım etmek ve onları güçlendirmek için, bu sevgiye yön vermekte ve onu zenginleştirmektedir. Bunun içindir ki Hıristiyan eşler, durumlarının görevlerine ve saygınlığına uygun özel bir gizemle güçlendirilmişlerdir ve kutsanmış gibidirler. Onun etkisiyle, karı kocalık misyonlarını ve aileyi misyonlarını yerine getirerek, onların bütün iman, ümit ve merhamet yaşamlarını dolduran Mesih’in Ruh’u içlerine nüfuz etmiş olarak, bu kimseler giderek kendi mükemmeliyetlerine ve karşılıklı kutluluklarına yaklaşmaktadırlar; bu yolla, onlar Allah’ı gittikçe daha çok yüceltmeyi başarmaktadırlar. Ana babanın onlara örnek olması ve aile, dualarıyla yol göstermesi dolayısıyla çocuklar ve hatta aile çevresi içinde yaşayan bütün kimseler muhabbet, selamet ve kutsallık yolunu daha kolaylıkla bulacaklardır. Eşlere gelince bunlar, baba ve ana olmak sıfatlarıyla saygınlık bulmuş olarak, en önde kendilerine düşen eğitim, özellikle dini eğitim görevlerini, daha büyük bir itina ile yerine getireceklerdir. Çocuklar, ailenin yaşayan üyeleri olarak, kendilerine düşen tarzda ana babanın kutlulaşmasına katkıda bulunmaktadırlar. Onların iyiliklerine minnettarlıklarıyla, ana baba sevgisiyle ve güvenleriyle karşılık vereceklerdir; onlara güç durumlarında ve yaşlılıklarında içine düştükleri yalnızlıkta, çocuklara düşen şekilde destek olacak.
(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü Dünyada Kilise, 78, 1-5) Olağan 31. Pazar Gerçek barış. Barış sadece bir savaş olmaması değildir, hasım güçler arasında bir denge kurulmasına indirgenemez, despotik bir hakimiyetten doğmaz, fakat ona adaletin eseri adını vermek çok doğru ve çok uygundur. O, insan toplumu içinde yer alması ilahi Kurucusu tarafından öngörülmüş bir düzenin, daima daha mükemmel bir adaleti gerçekleştirmenin özlemini duyan insanlar tarafından gerçekleştirilecek bir düzenin ürünüdür. Gerçi, insaniyetin ortak yararının, temel planı içinde, ebedi yasa tarafından yönlendirildiği doğrudur; fakat somut gerekleri konusunda, bu ortak yarar, zamanın akışı ile birlikte, sürekli değişikliklere tabidir. Dolayısı ile barış hiç bir zaman, ikinci bir defaya gerek bırakmayacak surette elde edilemez: durmadan tesis edilmeye muhtaçtır. Ayrıca insan iradesi şaşabilir olduğundan ve günahla malul bulunduğundan, barışın gerçekleşmesi herkesin daima ihtiraslarına hakim olmayı bilmesini ve meşru otoritenin uyanık bulunmasını gerektirir. Fakat bu yeterli değildir. Bu yeryüzünde barışın elde edilebilmesi için, şahısların rahatı güven altında olmalıdır; şahıslar kendiliklerinden, güven içinde, düşünce ve yaratıcı dehalarının zenginliklerini biri birlerine iletmelidirler. Başka insanlara ve halklara ve de onların haysiyetine saygı göstermek hususunda sağlam bir irade, kardeşliğin gerçek şekilde araştırılması barışın inşası için zorunludur. Bu şekilde barış, adaletin sağladığı avantajlardan çok daha uzağa giden sevginin de ürünüdür. Komşuya duyulan sevgiden doğan yeryüzü barışı, Peder Allah’tan gelen Mesih’in barışının sureti ve sonucudur. Çünkü insan olmuş Allah’ın Oğlu, Barışın Prensi, haçı ile bütün insanları Allah’la barıştırdı. Herkesi, tek bir halkta ve tek bir bedende birleştirdi. Kendi bedeni içinde garazı boğdu (bk. Ef. 2, 16; Kol. 1, 20. 22) ve dirilişi ile yüceldikten sonra, insanların yüreğine sevgi Ruh’unu saptı. Bu nedenle bütün Hıristiyanlar, barış için yakarmak ve onu inşa etmek amacıyla gerçekten barışsever insanlara katılma üzere sevginin gerçekliği içinde yaşamaya ısrarla çağırılmışlardır. Aynı Ruh’un etkisi altında, haklarına sahip olma için, başkalarının hak ve vecibelerine zarar vermeden yapılabildiği takdirde, şiddet eyleminden vazgeçerek, en zayıf olanların bile erişebilecekleri savunma çarelerine başvuranları övmekle yükümlüyüz.
(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü Dünyada Kilise, 82-83) Olağan 31. Pazartesi Barışı kurmak için kalpleri değiştirmek. Barış ve silahsızlanma konusunda insanlar, kendi ruh hallerini ihmal ederek, yalnızca birkaç kişinin çabalarına güvenmemeye dikkat göstermelidirler. Çünkü, kendi uluslarının refahından sorumlu bulunan ve aynı zamanda evrenin iyiliğine öncülük eden yöneticiler, halk yığınlarının kanaat ve duyguları ile sıkı sıkıya bağlıdırlar. Husumet, küçük görme ve güvensizlik duyguları, ırk düşmanlıkları ve ideolojik taraftarlılar insanları biri birlerinden ayırdığı ve onları karşı karşıya getirdiği sürece, barışı inşa etmek istekleri hiçbir işlerine yaramaz. İşte bunun için düşüncelerin eğitimini ve kamu oyunun esinini süratle yenilemek zorunluğu vardır. Kendilerini eğitime vermiş olanlar, özellikle gençleri eğitenler ve kamu oyunu oluşturanlar, bütün zihinlere barış lehinde yeni duygular nakşetmeye en büyük görevleri gözüyle bakmalıdırlar. Bütün dünyayı ve de beşeriyetimizi daha iyi bir hale getirmek için hep birlikte yerine getirmeye girişebileceğimiz görevleri dikkate alarak, hepimiz kalbimizi değiştirmeliyiz. Fakat sahte bir umutla kendimizi aldatmayalım. Eğer düşmanlıklar ve kinler kovulmazsa, eğer gelecekte evrensel barış için sağlam ve dürüst bir antlaşma yapılmazsa, zaten kritik bir durumda bulunan insanlık, sahip olduğu hayranlık uyandıran bilime rağmen, ölümün korkunç sükunetinden başka bir barış tanımayacağı o meşum saate ulaşmak tehlikesi içindedir. Fakat, böyle konuşmasına rağmen, zamanımızın kaygıları içine gömülmüş bulunan, Mesih’in Kilisesi, çok sağlam bir umudunu terk etmiş değildir. Devrimize, hiç durmadan, her durumda, Havarinin mesajını sunmak istemektedir: Kalplerin ihtida etmesi için, işte şimdi uygun zamandır, işte şimdi kurtuluş günüdür (II. Kor. 6,2). Barışı kurmak için, her şeyden önce, insanlar arasındaki anlaşmazlık nedenlerini söküp atmak gerekir; çünkü, başta haksızlıklar olmak üzere, savaşları körükleyenler bunlardır. Bunlardan çoğu ekonomik açıdan pek büyük eşitsizliklerden ve bunlara lüzumlu çareleri bulmakta gecikmekten ileri gelmektedir. Diğer bazıları da egemen olma düşüncesinden, kişileri küçük görmekten ve eğer bunun derindeki nedenlerini arayacak olursak, kıskançlıktan, güvensizlikten, gururdan ve diğer bencil hırslardan doğmaktadır. İnsan, bu kadar çok kargaşaya tahammüle muktedir olmadığı için, savaş patlamış olmasa da, dünya sürekli olarak rekabetler ve şiddet hareketleri ile zehirlenmektedir. Ayrıca bu dertler uluslararası ilişkilerde de kendini gösterdiğinden, bunlara hakim olmak veya bunları önlemek için ve kontrolsüz kalmış şiddet hareketlerini bastırmak için, uluslararası kurumların gelişmeleri ve işbirliğini ve eşgüdümü güçlendirmeleri kesinlikle gereklidir; yine barışa öncü olan örgütlerin kurulmasını bıkmadan usanmadan teşvik etmek zorunludur.
(İkinci Vatikan Konsili, Bugünkü Dünyada Kilise, 88-90) Olağan 31. Salı Aç olanla ekmeğini paylaş. Hıristiyanlar isteyerek ve bütün kalpleriyle uluslar arası düzenin inşa edilmesine katkıda bulunmaktadırlar. Bunun meşru özgürlüklere dürüstçe saygı gösterilerek ve herkesle dostça bir kardeşlik içinde yapılması gerekir. Bunun yapılmasını daha da gerekli kılan, dünyanın en büyük parçasının, hala, Mesih’in yoksul insanların şahsında tabir caiz ise yüksek sesle şakirtlerinin merhametini dilemesini gerekli kılacak derecede bir yoksulluktan, acı çekiyor olmasıdır. Bu utanılacak durumu insanlara reva görmemelidir Bazı uluslar büyük bir bolluktan yararlanırken, ve vatandaşlarının çoğunluğu Hıristiyan etiketini üzerlerinde taşırken, öteki uluslar zaruri olandan yoksundurlar ve açlık, hastalık ve her türlü sefalet içinde kıvranmaktadırlar. Gerçekten yoksulluk ve merhamet düşüncesi, Mesih’in Kilisesinin övüncesi ve ayırıcı vasfıdır. O halde, başka insanlara ya da başka toplumlara yardım götürmeyi kendiliklerinden teklif eden Hıristiyanları, özellikle gençleri, övmek ve onlara destek olmak gerekir. Ve hatta, episkoposların sözlerini ve gösterdikleri örnekleri izleyen, Allah’ın bütün toplumuna, gücünün izin verdiği ölçüde, bu zamanın sefaletini hafifletmek düşer; ve bunu, Kilise’de eski bir adet olduğu üzere, yalnızca artandan alarak değil, gerekli olandan da arttırarak yapmalıdır. Yardımları toplama ve dağıtma şekli, katı ve tek tip olarak düzenlenmemek gerekirse de, yine de diyosezlerde, her ulusta ve dünya düzeyinde iyi bir şekilde organize edilmelidir. Uygun görünen her yerde Katoliklerin faaliyeti, diğer Hıristiyan kardeşlerin faaliyetiyle birleşecektir. Gerçekten, merhamet esprisi, sosyal faaliyetin ve hayır işlerinin öngörülü ve düzenli bir şekilde yapılmasını engellememelidir, aksine bunu gerekli kılmaktadır. O halde, gelişmekte olan ulusların hizmetine kendini vermek isteyen insanların, uygun kurumlarda eğitim görmeleri gereklidir. İnsanlar arasında iş birliğini teşvik ve tahrik etmek için, Kilise kesinlikle uluslar cemaatinde hazır bulunmalıdır; bu, hem resmi organlar aracılığı ile, hem de bütün Hıristiyanların, sırf herkesin hizmetinde olmak isteğinden esinlenen, tam ve dürüst bir işbirliği ile olmalıdır. Eğer bizzat müminler, bir insan ve bir Hıristiyan olarak sorumluluklarının bilincinde olurlar da, uluslararası cemiyetle cömertçe bir işbirliği arzusunu kendi çevrelerinde yaratmaya çalışırlarsa, bu sonuca daha etkili bir şekilde varılacaktır. Bu bakımdan, dini eğitimde ve yurttaşlık eğitiminde gençlerin yetiştirilmesine özel bir dikkat gösterilecektir. Nihayet, Katoliklerin uluslararası cemiyette rollerini iyi bir şekilde yerine getirebilmeleri için, gerek aynı evanjelik merhameti besleyen münferit kardeşlerle, gerek hakiki bir barışı arzu eden bütün insanlarla aktif ve olumlu bir işbirliğini aramalarını temenni etmek gerekir.
(İkinci Vatikan Konsili, Kilise’ nin Misyonerlik Faaliyeti, 4,5) Çobanlar için Genel Duaları Rab İsa, dünya için özgürce hayatını vermeden önce, havarilik görevini organize etmiş ve Kutsal Ruh’u göndermeyi vaat etmiştir ki bu görev ve bu misyon, kurtuluş eserini gerçekleştirmek için daima ve her yerde iştirak halinde bulunsun. Her devirde, tüm Kilise’yi, komünyonda ve görevde birleştiren ve onu çeşitli hiyerarşik ve karizmatik yeteneklerle donatan Kilise’dir. Onların ruhu olarak, Kilise kurumlarına hayat vermekte ve müminlerin kalbine, bizzat Mesih’i teşvik etmiş olan o misyoner coşkusunu koymuştur. Her zaman apostolik faaliyetle birlikte olduğu ve çok çeşitli şekillerde ona yön verdiği gibi, bazen de gözle görülür şekilde bu faaliyete takaddüm etmektedir. Görevinin başlangıcın dan itibaren, Rab İsa, istediklerini yanına çağırdı ve onlardan on ikisini kendisinin arkadaşı olsunlar diye ve vaaz etmeye göndermek için seçti. Bu şekilde Havariler yeni İsrail’in tohumları oldular ve aynı zamanda hiyerarşinin menşeini oluşturdular. Daha sonra, tek bir defada, ölümü ile ve dirilişi ile, kendi şahsında bizim kurtuluşumuzun ve evrensel yeni yapının gizemlerini gerçekleştirdiğinde, gökte ve yeryüzünde her türlü yetkiyi almış bulunan Rab, göğe yükseltilmeden önce selametin sakramenti olarak Kilise’yi kurdu. Kendisinin Peder tarafından gönderilmiş olduğu gibi, o da Havarilerini bütün dünyaya göndererek onlara şu emri verdi: "Haydi gidin, bütün uluslardan şakirtler yapın, onları Peder’in ve Oğul’un ve Kutsal Ruh’un adına vaftiz edin; ve size vermiş olduğum bütün buyrukları muhafaza etmeyi onlara öğretin" (Mat. 28, 19 vs). Böylece, Kilise’ nin görevi, Mesih tarafından getirilmiş olan imam ve kurtuluşu yaymaktır: rahiplerin yardımcı oldukları ve Kilise’nin en yüksek çobanı Petrus’ un halefi ile birlik olan episkoposlar sınıfına Havariler tarafından miras olarak bırakılmış kesin vekalet gereğince ve de Mesih’in üyelerine nakletmiş olduğu yaşam atımı gereğince. İşte Kilise’ nin misyonunu gerçekleştirmek için yaptığı faaliyet budur. Kilise, Kutsal Ruh’un lütfu ile ve Tanrı sevgisi ile harekete geçirilmiş olarak Mesih’in buyruğuna itaat etmektedir. Bütün insanlarda ve bütün halklarda gerçekten mevcut olarak, yaşamını örnek olarak sunmakla, vaazlarla, gizemlerle ve başka inayet yollarıyla onları imana, özgürlüğe ve Mesih’in barışına doğru götürmektedir. Bu şekilde, onları Mesih’in gizine tam olarak iştirak ettirmek için özgür ve güvenli bir yol olarak kendini onlara göstermektedir.
(İkinci Vatikan Konsili, Kilisenin Misyonerlik Faaliyeti. 23-24) 3 Şubat, Aziz Oskar Bayramı Kilise’ nin misyonerlik görevi. İmanı yaymak görevi, her birine düşen ölçüde, Mesih’in bütün şakirtlerine düşer. Bununla beraber, şakirtleri arasından, Mesih Rab, daima, kendisi ile olmaları için ve pagan uluslara vaaz etmeye göndermek için istediklerini çağırmaktadır. Bu nedenle, Kilisenin yararı için, özel yetenekleri istediği gibi paylaştıran Kutsal Ruh vasıtasıyla, Mesih bazılarına misyonerlik eğilimi telkin etmektedir. Ve aynı zamanda, Kilise içinde, bütün Kilise’ye düşen bu İncil’i duyurmak mükellefiyetini kendi özel görevleri olarak kabul eden Enstitüler ortaya çıkarmaktadır. Gerçekten, yerli olsun, yabancı olsun, rahip, din adamı veya layık olsun, mizaçları, yetenekleri ve becerileri ile misyonerlik işini yüklenmeye hazır olan kimseler özel bir yönelimle ayrılırlar. Meşru otorite tarafından gönderilince, iman ve itaat içinde, Mesih’ten uzakta bulunanlara doğru yola çıkarlar; bu kimseler, paganların Allah tarafından kabul edilen, Kutsal Ruh tarafından kutlulaştırılan bir takdime olmaları için, İncil’in hizmetkarları olarak, çağrılmış oldukları görev için bir tarafa ayrılmışlardır. Çağıran gerçek Allah’tır, fakat insan ona, her türlü beşeri nedenin dışında, tümüyle İncil’in işine bağlanacak şekilde yanıt vermelidir. Oysa bu yanıtın verilmesi, ancak Kutsal Ruh bunu teşvik ederse ve bunun için güç verirse, mümkündür. Çünkü gönderilen kimse, hizmetkar durumunu alarak kendini soymuş olan Kimsenin yaşamı ve misyonu içine girmektedir. O halde misyoner, hayat boyunca yöneliminde ısrar etmeye, kendinden ve o zamana kadar sahip olduğu bütün şeylerden vazgeçmeye ve herkes için her şey olmaya hazır olmalıdır. Uluslar arasında İncil’i duyururken, onu kendi elçisi olmakla görevlendirmiş bulunan Mesih’in gizemini güvenle tanıtmalıdır; Haç ayıbından dolayı kızarmadan, gerekli bütün yüreklilikle onda konuşmalıdır. Yumuşak ve alçak kalpli olan, Hocasının izlerini takip etmekle, onun boyunduruğunun taşınmasının kolay ve yükünün hafif olduğunu gösterecektir. Gerçekten İncil’e uygun bir hayata, gevşemeyen bir metanete, sabra, yumuşaklığa, özverili bir yardımseverliğe sahip olmakla, ve bu, gerekli olduğunda, kanını dökünceye dek, böyle olursa, Rabbine tanıklık etmiş olacaktır. Onu sınayan bütün üzüntülerde ve en derin sefalette, muazzam bir sevinç bulunduğunu keşfedebilmek için Allah’tan güç ve cesaret alacaktır.
(İkinci Vatikan Konsili, Episkoposların Kiliselerdeki Çobansal Görevleri üstüne,12-13,16) 23 Mart Aziz Mongrovejo’ lu Turibius Bayramı Rab episkoposları, herkese İncil yolunu göstermek için göndermiştir. Öğretim görevlerinin icrası sırasında, episkoposlar, insanlara Mesih’in İncil’ini duyurmalıdırlar: en önemli işlevleri arasında, hakim durumda olan budur; Ruh’un gücüyle onları imana davet etmeli ya da onları canlı bir imanla güçlendirmelidirler; onlara Mesih’in tüm gizemini, yani Mesih’in kendisini bilmeksizin bilinemeyecek olan o gerçekleri sunmalıdırlar; Allah’ın yüceltilmesine imkan vermek ve dolayısıyla ebedi mutluluğun elde edilmesi için onlara Allah tarafından açıklanan yolu da göstermelidirler. Episkoposlar ayrıca yeryüzündeki gerçeklerin ve beşeri kurumların da amaçlarının, Allah’ın tasarısına göre, insanların selametinden ibaret olduğunu ve dolayısıyla Mesih’in bedeninin inşasına büyük ölçüde katkıda bulunabileceklerini göstermelidirler. Demek ki, Kilise’nin doktrinine göre, özgürlüğü ve bedensel yaşamıyla birlikte insana, aileye ve aile birliğine ve istikrarına, çoğalmayı sağlama ve eğitme görevine, yasaları ve meslekleriyle birlikte sivil topluma, çalışmaya ve dinlenme zamanlarına, sanatlara ve tekniklerine, yoksulluğa ve bolluğa ne kadar değer verilmesi gerektiğini öğreteceklerdir. Nihayet, maddi zenginliklere sahip olunması, bunların çoğalması ve adil bir şekilde dağılımı, barış ve savaş, bütün halkların bir kardeşler cemaati oluşturması ile ilgili çok ciddi sorunların nasıl çözüleceğini açıklayacaklardır. Episkoposlar Hıristiyan doktrinini günün gereklerine uygun bir şekilde, yani insanların karşılarına en çok çıkan ve onları en çok bunaltan güçlüklere ve sorunlara cevap vererek sunacaklardır. Müminlere de bu doktrini savunmalarını ve yaymalarını öğreterek aynı zamanda onu koruyacaklardır. İletilmesi sırasında, inançlı olsun veya olmasın, Kilise’nin bütün insanlara duyduğu anne ilgisini vurgulayacaklardır ve özellikle yoksullar ve basit insanlar üzerinde duracaklardır; Rab onları, bu kimselere İncil yolunu göstermek için göndermiştir. Babalık ve çobanlık işlevlerini yerine getirirlerken, episkoposlar halklarının ortasında hizmet eden kimseler gibi yaşayacaklardır; koyunlarını tanıyan ve koyunlarının tanıdıkları iyi çobanlar olacaklardır; herkese karşı sevgi ve fedakarlık dolu gerçek birer baba olacaklardır, öyle ki Allah’ın onlara emanet etmiş olduğu otoriteyi herkes minnettarlıkla kabul etsin. Sürülerinin oluşturduğu tüm aileyi, herkesin, görevlerinin bilincinde olarak, bir tanrı sevgisi komünyonu içende yaşamasını ve hareket etmesini sağlayacak şekilde, bir araya toplayacak ve eğiteceklerdir. Buna etkili bir şekilde erişebilmek için, "her hayır işine hazır olan ve seçilmişler için her şeye tahammül eden" (II. Tim. 2, 21) episkoposlar, hayatlarını zamanlarının ihtiyaçlarına uygun olacak şekilde düzenleyeceklerdir.
(İkinci Vatikan Konsili, Rahiplerin Görev ve Yaşamı Üstüne, 12) Bir Rahip için Genel Duaları Kutsallığa çağrı Ruhbaniyet sakramenti, rahipleri en yüksek kahin olan Mesih’e benzer kılarak, bunları, Baş olan kimsenin vekilleri yapmaktadır; bu vekiller, Kilisenin oluşturduğu onun tüm Bedenini yetiştirmek ve inşa etmekle yükümlüdürler; böylece episkoposluk düzeninin iş ortağı olmaktadırlar. Bunlar daha önce, vaftiz kutsaması sırasında, bütün Hıristiyanlar gibi, öyle bir yönelim ve inayetin belirtisine ve yeteneğine mahzar olmuşlardır ki Rabbin: "O halde siz, semavi pederinizin mükemmel olduğu gibi mükemmel olunuz," (Mat. 5,48) sözüne uygun olarak, beşerin zafiyetine rağmen, mükemmeliyete doğru yönelmek gücüne ve görevine sahiptirler. Fakat rahipler, özel bir sebeple bu mükemmeliyete erişmek zorundadırlar; Ruhbaniyet gizemi ile onlar, ebedi kahin Mesih’in araçları olmak üzere, yeni bir şekilde Allah’a adanmışlardır; rahipler, onun üstün kudreti içinde bütün beşeriyeti bir araya toplayan faaliyetini zaman boyunca sürdürmek için yetkili kılınmışlardır. Her rahip, kendine göre, bizzat Mesih’in yerini tuttuğuna göre, özel bir inayetle de donatılmıştır; bu inayet onu, kendisine emanet edilmiş olan insanlara ve Allah’ın tüm halkına hizmet suretiyle, temsil ettikleri kimsenin mükemmeliyetine doğru yönelmeye daha yetenekli kılmaktadır; yine bu inayet vasıtasıyladır ki onun bedensel insan olmaktan gelen zafiyeti, bizim için, "kutsal, lekesiz, hiç bir kusuru olmayan, günahkarlardan uzaklaşmış" (İbra. 7, 26) büyük Kahin olan kimsenin kutsiyeti sayesinde şifa bulmuştur. Peder’ in "kutlu kılmış ve dünyaya göndermiş olduğu Mesih, bizim bütün kusurlarımızın fidyesini ödemek, bizi kendi halkı, iyilik yapmak için tutuşan bir halk yapmak üzere paklamak amacıyla, bizim uğrumuzda kendini verdi" (Tit. 2. 14). Böylece, acılar yoluyla, ihtişamı içine girdi. Buna benzer şekilde, Kutsal Ruh’un etkisiyle adanmış (kutsanmış) ve Mesih tarafından gönderilmiş olan rahipler bedensel tutumlarını öldürürler ve kendilerini tümüyle insanlara hizmet için borçlu sayarlar: işte Mesih’te donanmış bulundukları ve onlara Mükemmel insana yaklaşmak imkanını veren kutsiyet budur. Böylece, Ruh’un ve adaletin görevini yerine getirmekle, bunu yaparken onlara hayat veren ve onlara yol gösteren Mesih’in Ruhu’na itaatkar olmak şartıyla, tinsel hayata kök salmaktadırlar. Onların yaşamını mükemmeliyete yönelten şey, her günkü Iitürjik eylemlerdir. Ve de episkoposlarla ve diğer rahiplerle bir bütün halinde yerine getirdikleri görevdir. Rahiplerin kutsiyeti, onların yerine getirdikleri görevi verimli kılmakta temel katkıyı oluşturur; kuşkusuz, Allah’ın inayeti kurtuluş eserini liyakatsiz vekiller vasıtası ile de gerçekleştirebilir; bununla beraber, mutlak olarak, Allah, harikalarını, Kutsal Ruh’un dürtüsüne ve rehberliğine gerçekten sadık insanlar aracılığı ile, Mesih’le sıkı birliklerinin ve yaşamlarının kutsallığının onlara, Havari ile birlikte; "Yaşıyorum, fakat artık bende yaşayan ben değil, Mesih’tir" (Gal. 2,20) demek imkanını verdiği insanlar aracılığı ile göstermeyi tercih etmektedir.
(İkinci Vatikan Konsili, Dini Yaşamda Yenilik, 13. 6,12) Bakirelerin Genel Duaları Mesih’i izlemek. Kilisenin başlangıcından beri, İncil’in öğütlerini uygulayarak, Mesih’i daha büyük bir özgürlük içinde takip etmek ve onu daha büyük bir titizlikle taklit etmek isteyen ve, her biri kendine göre, Allah’a adanmış bir yaşam sürmek isteyen kadın ve erkekler olmuştur. Bunlardan bir çoğu, Kutsal Ruh’un dürtüsü ile, inzivada yaşamış ya da Kilise’nin memnuniyetle kabul ettiği ve otoritesine dayanarak onayladığı dini aileler kurmuşlardır. Bu noktadan hareketle, hayranlık uyandıran bir dini cemiyetler demeti ilahi bir şekilde çoğalmıştır. Bunlar sadece Kilisenin "her türlü hayır işi için mücehhez olmasına ve görevin içine giren işlerin yerine getirilmesi ve Mesih’in bedeninin inşası için hazır bulunmasına değil," (bk. 2. Tim. 3, 17) fakat Kilise’nin, "güveyi için süslenmiş bir nişanlı kız gibi," (Vah. 21, 2) çocuklarının değişik yetenekleriyle güzelleşmiş olarak görünmesine ve "Allah’ın hikmetimin çok çeşitli cephelerini tanıtmasına da," (bk. Ef. 3, 10) büyük ölçüde katkıda bulunmuştur. Böyle bir yetenek çeşitliliği içinde, İncil’in öğütlerini uygulamaları için Allah’ın çağırmış olduğu ve bunu sadakatle yapan bütün kimseler, "haç üzerinde ölünceye kadar" (bk. Fil. 2, 8) gösterdiği itaatkarlıkla insanların fidyesini ödemiş ve onları kutlulaştırmış olan, temiz ve yoksul Mesih’i izleyerek, özel bir şekilde kendilerini Rabbe adamaktadırlar. Kutsal Ruh tarafından onların kalbine saçılan bu sevginin dürtüsü ile her gün biraz daha fazla Mesih için ve "Kilise’nin oluşturduğu onun bedeni" için (Kol. 1, 24) yaşamaktadırlar. Bütün mevcudiyetlerini kucaklayan, bu, kendilerini bağışlamak eylemi vasıtasıyla, ne kadar ateşli bir şekilde kendilerini Mesih’le birleştirirlerse, Kilise’nin yaşamı o kadar zengin olur ve onun havarilik görevi o kadar güçlenir ve verimli hale gelir. Bütün dini kurumların üyeleri her şeyden önce şunu hatırlamalıdırlar ki İncil’in öğütlerini benimseyip uygulamakla, ilahi bir yönelime cevap vermiş olmaktadırlar. Böylece sırf günaha ölmüş değil, fakat dünyadan vazgeçmiş de olup artık yalnızca Allah için yaşamalıdırlar. Gerçekten bütün yaşamlarını onun hizmetine adamışlardır. Bu, vaftiz adaması içine derin bir şekilde kök salmış ve onu bütün tamamiyetiyle ifade eden özel bir adayış oluşturur. İncil’in öğütlerini benimsemiş olanlar, her şeyden önce, bizi ilk olarak sevmiş olan , Allah’ı aramalı ve sevmelidirler; bu kimseler, her şart altında, Mesih’le Allah’ta saklı yaşamlarını geliştirmeye gayret göstermelidirler, çünkü dünyanın kurtuluşu ve Kilise’nin inşası için yakınına sevgi bu yaşamdan itibaren doğmakta ve kendini kabul ettirmektedir. Yine bu Tanrı sevgisindedir ki İncil’in öğütlerini uygulama ilhamını ve yönünü bulmaktadır. Din adamlarının benimsemiş oldukları, göklerin ülkesi sebebiyle temiz, dürüst olma, inayetin büyük bir bağışı olarak görülmelidir. Gerçekten bu temizlik, insanın yüreğini, Allah’a ve bütün insanlara karşı sevgi ile tutuşması için, özel bir şekilde serbest kılmaktadır. Bu nedenle o, semavi zenginliklerin özel bir işareti ve de din adamlarının tanrı hizmetine ve havarilik faaliyetlerine kendilerini sevinç içinde adamaları için çok etkili bir araçtır. Böylelikle bu kimseler, Allah tarafından tesis edilmiş olup gelecek devirde kendini açıkça gösterecek o hayranlık uyandıran birliği, kendisi vasıtasıyla Kilisenin Mesih’i tek güveyi olarak tanıdığı birliği, bütün Hıristiyanların gözleri önünde canlandırmaktadırlar.
|